Evren Bizimle Konuşuyor…

 

IMG_6352

Bu resmi yaptığım sene 2010 yada 2011 yılıydı… Resmin aslı herhangi bir dergi sayfasından beğendiğim bir resimdi, diğer sayfada da KANSERLE MÜCADELE yazıyordu… Yan sayfada yazılan kanserle ilgili içeriği okumadım daha doğrusu okumak istemedim okursam gelip beni bulacak gibi düşündüm, ”şimdi bu fikre ne kadar gülüyorum bir bilseniz”.Asıl resimdeki kadın yarı beline kadar çıplak, elinde ki  pembe kurdeleyle sağ göğsünü tutan kadın modeliydi…Ben bu resmi kadının eline gül kondurarak değiştirdim…Neden bunları anlatıyorum biliyor musunuz?Her şey bir seçim ve seçtiklerimiz de bunu anlatıyor AMA itiraf ediyorum bunu şimdi anlayabiliyorum. Zira o dönemden bu döneme vardığım şu an artık biliyorum ki evren her an bizimle konuşuyor…

2012 yılında yaptığım bu resimden tam bir yada bir buçuk yıl sonra sağ göğsüme KANSER teşhisi kondu. Tabi ki bu yaptığım resmi çoktan unutmuştum…Bunu ben mi yaşıyorum? Dürtme…

Şimdi resme geri dönersek  bilinç altım bu resmi önüme getirmiş ve eline tutuşturduğum çiçekle çoktan şifayı gerçekleştirmişti.

Çok şükür geçmişin şifalanarak geride kaldığı bu zamanda çalışma odamda rafların arasında düzenleme yaparken  bu resimle karşılaştığımda şunu anladım iyi ki FARK edebilen ve HATIRLAMAYI seçen tarafı seçmişim.

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ZAMAN’IN EFENDİLERİ GÖREV DEĞİŞTİRDİ,BAYRAK JÜPİTER’E TESLİM EDİLDİ…

şükürler olsun

ZAMAZİNGO


Satürn Akrep burcuna 06 10 2012 yılında seyrine başlamış ,ta ki 23 12 2014 yılına kadar Akrep burcunda imiş,Yay burcuna geçtikten sonra 14 03 2015 tarihinde S durağan pozisyonunda olup Retro hareketine hazırlanmış.20 03 2015 tarihinde Satürn Yay da retroya geçmiş ve Ağustos başına kadar Retro olarak 28 derece Akrep’e kadar gelmiş…
Akrep burcunun 28 29 derecelerini yeniden taramış,dönüşmek ,olgunlaşmak ve farkındalık bilincinin artması için bizlere son bir şans vermiş .Başımıza gelen olayların farkına varıp ,eksikliklerimizi tamamlamak adına son şansımızdı…
Bu süreçte ne acılar yaşandı ,çok değer verdiğimiz insanları kaybettik…Babamızı,annemizi,sevdiğimizi belki de evladımızı…Belki de herşeyimizi kaybettik…
Bu yıllarda hayat adeta durmuştu ,her birey kendi krizini yaşıyordu…
Kanserle mücadele edenler,bankalarla krizler yaşayanlar,ödeyemeyeceği borcun altına girenler,iflas edenler,yılların emeğini bir anda yitirenler…
Ölümler …
Doğumlar…
Başkalarının emeğini tüketenler …
Başkasının parasını haksızlıklarla üzerine alanlar…
Bir başkasının karısına,kocasına,sevgilisine ,yuvasına göz dikip ocakları dağıtanlar ki sizlerin sınavı Jüpiter Akrep seyriyle başlayacak …
Benim dediğiniz ve…

View original post 782 kelime daha

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

sezgiye dayalı bir yaşam

idrak

Sezgi Nedir?

  • çabucak ve kolayca edinilebilecek içgörü için bir araçtır…
  • doğal zihinsel bir yetenektir…
  • HEPİMİZİN sahip olduğu altıncı histir…
  • İçe doğan histir…
  • Yaratıcılık sürecinde anahtar unsurdur…
  • Omurgadan yukarı doğru karıncalanma olarak hissedilen uyarıdır…
  • Sorun çözme ve karar verme mekanizmasının bir parçasıdır…
  • Derin içsel biliştir…
  • İlahi rehberlikten ve bilgelikten yararlanmanın yoludur…

Sezgi kendiniz çevreniz ve dünya hakkında bilgi edinmenin yoludur.Size kendiniz hakkında en doğru seçimleri yapmanızı sağlayacak rehberliği sunabilir.Sezgiye kulak verdiğinizde ve onun bilgeliğine uygun davrandığınızda,dopdolu başarılı ve sınırsız olanaklarla zenginleşmiş bir yaşama yönlenirsiniz.Sezgi Tanrının(ya da evrenin) sizinle iletişim kurmak için kullandığı bir araçtır…

Sezginizden(içsel biliş) yardım istediğinizde  ruhunuzla bağlantı kurmuş ve onun bilge rehperliğine başvurmuş olursunuz.

Sezgi bir çok yolla kendini ifade edip bizimle iletişime geçebilir

  • İç ses… bir çok insan sessiz dingin bir iç sesten bahseder.sezginiz sizinle şefkatli ve sevecen bir biçimde konuşacaktır bu üslup normal içsel gevezeliğimizden belirgin bir şekilde farklıdır.
  • Rüyalar : sezgisel içgörü talep etmeyi öğrendiğimizde rüyalarda bol bol rehperlik alabiliriz…
  • Duygular : sezgisel bilgi sık sık hislerimiz yada duygular aracılığıylada gelir.
  • fiziksel duyumlar :Japonlar sezgiye “mide sanatı” derler.Yalnış bir karar verdiğinizde bedeninizi ağırlaşmış hissedebilir, doğru bir kararda da hafiflemiş hissedebilirsiniz.Kimi doğru kararlarda bedende hafif bir ürpertide duyabilirsiniz.
  • Ani bilişler :birden bir şeyi anlayıp idrak halinde oluruz.
  • Semboller :kimi zaman sembolik imgeler halindede alabiliriz sezgiyi.Örneğin A yolunu seçerseniz sembolik olarak kayalık bir yol izlenimi alabilirsiniz.Diğer seçenek B yolu ise size zihinsel gözünüze temiz iyi döşenmiş bir yol olarak gelebilir.
  • Rastlantılar ve eşzamanlılık :rastlantıların Tanrının varlığını belli etmeden çalışma yolu olduğu söylenir.Sık sık eş zamanlılık yaşadığınızda sezginizin size doğru yolda ilerletiyor olduğunu anlayabilirsiniz
  • Tüm bu işaretlerin dışında herkesin kendine özgü kendine ait aldığı hisleri farklı olsada sezgisel anlamda ilahi kaynağa bağlı olduğu mutlak bir pusulası vardır.Bizler bu pusulayla dünyaya geldik;zamanla unuttuk yada unutmayı seçtik.Belkide bilmekten korktuk…Şimdi gerçek özümüzde kayıtlı olan pusulaya dönüş zamanı…

Bende kendimce takip ettiğim kendi iç pusulamın keyfini yaşıyorum…Benimki genelde duvar panolarına konuşur, kimi zaman bir gazete manşetine, bazen radyoda kulağıma gelen ani bir kelime ile… Siz kendi iç pusulanızı keşfettinizmi ?

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bırakıyoruz …

 

nlp-ile-cozum-odakli-iletisim-nlp-ileHayatımızın kolay rahat olabilmesi mümkün… Egomuz olmadan tabii…Ah onu uzaklaştırıp o yüksek sesi bir azaltabilsek…

Hayat bayram olurdu tanımı yapabilirim…Bizi parmağında oynatıp hangi hallere sokmuyor ki öfkeli, kızgın, üzgün, kıskanç…Nasıl anlasak bunun ego olduğunu..Kulağımızın dibinde bağıran sese aldırmamak…

Zamanla onun sahte, gerçek iç sesimiz olmadığını anlayarak…Büyük bir ihtimalle bir kerede olmayacak belki; bunca zaman bizi herkesle kıyaslayan, bize hoşgörü yerine öfke duyguları kızgınlık, hatta affetmeme yanılgısına düşürmesine son vererek.

Düşünsenize biz Tanrı bilinci ve özü taşıyoruz, nasıl böylesi sevgi olmayan duyguların içinde olabiliriz ki ?Gerçek olan bu iken biz nasıl bu yanılgının içinde dönüp duruyoruz… Kendi yaşamlarımızın kalitesini yükseltme çabası içinde olup, aynı zamanda huzur dolu bir dünyanın hayalini kuruyoruz.Buraya kadar her şey harika tabi ki isteyeceğiz, tabi ki hayalini kuracağız…

İyi de içimizde hoşgörüsüzlük,öfke,ötekileştirme,kızgınlık,affetmeme var ise  yaşantımın kalitesi nasıl iyi gitsin… Nasıl kendi yaşamımız, dünya hayal ettiğimiz mutlu kıvama gelsin BİZİM İÇ ENERJİMİZ NASILSA ÇEVREM iz HATTA DÜNYA mız BİLE ONA GÖRE ŞEKİLLENİYOR…

İşte Egonun istediği kıvam dayız…Hemen kulağımıza şunu fısıldar ” bu kadar çalış cabala hatta dileklerde bulun,umut et,olmuyor işte!” Bizim asla farkına varmamızı istemez, gerçeği görmemizi istemez…Kendinin galip olma durumuna bayılır,üzülen sıkılan ruhumuza da hiç aldırış etmez…

Artık yeter diyorum!

Yüzyıllar, asırlar boyunca egonun istediği gibi hareket ettik, bildiğimiz buydu, anladığımız buydu, şimdi içimizde gerçekten bizi hep iyiye yönlendiren gerçek özümüzün sesini işitir duruma gelebilir, özümüzün ne olduğunu hatırlayabiliriz, biz yapabiliriz hep birlikte hayalimize kavuşabiliriz, dışarıdaki onca patırtıya rağmen “ki dışarıdaki patırdı bile egonun oyunlarından başka bir şey değil” öfkeyi sevgiye çevirebiliriz yapabiliriz.

İlk başta hangisinin gerçek olduğunu şaşırabilir yanılgıya bile düşebiliriz, olsun küçük adımlarla daha huzurlu bir hayat sağlayan gerçek iç sesimizi bilebiliriz.. İç sesimiz kalbimizi anlatır, gerçek kişiliğimizi, hepimizin eşitliğinden, hepimizin bir olduğundan, ego bizi ayırır, buz gibi sarar, sevgi sesimiz bizi birleştirir, sıcacık tutar tıpkı Mevlâna  nın söylediği gibi” kim olursan ol gene gel…”

Şimdi Mevlâna gibi mi olacağız?

Belki onun gibi değilse bile söylemlerinden gerçekten ilham alıp yaşamlarımıza bir kısmını uygulayabiliriz; eğer hepimizin isteği huzur dolu mutlu bir dünya ise neden olmasın, neden yaşamlarımız rahat, akıcı, ilişkilerimiz yaşanılası, keyif dolu anılarla dolu olmasın, ütopik geliyor değil mi?

Egonun saçma diyen sesine dur de o zaman… Ya dur de yeni bir yaşam başlat… Yada aynen devam et… Ama mızmızlanma ne yaşamından nede gördüklerinden, çünkü Tanrı hepimize seçim özgürlüğü tanırken ne öfkene, ne kıskançlığına, nede eleştirmene karışıyor öyle güzel bir düzen var ki; Evrende neyi seçiyorsak onu deneyimliyoruz.

Şimdi size soruyorum hangi yaşamı seçerdiniz neyin  içinde olmaya isteklisiniz?  Şunu da duydum “deniyorum ama olmuyor,” emin ol hala egon devrede…

Ama zaman sevgi zamanı, zaman hoşgörü zamanı, bu zamanda nereyi seçerseniz onu deneyimlemenin kahramanı olacaksınız…

Yine sorarım size nereyi deneyimlemek istersiniz? Ben uzun zamandır huzur dolu bir dünyanın hayaliyle birlikteyim… Egoyu yanımda bir yerlere aldım, kimi zaman beni oyalama taktiklerine girse de artık onu daha iyi tanıyorum…

Bir kere tanıdınız mı, bildiniz mi onu, artık başka bir dünyanın kapılarına buyur edilirsiniz,hayatlarınıza huzur hali akmaya başlar o zaman birlik olma hayallerimizi birleştirme zamanı dünya için… Gerçek anlamda sevginin gözünden görüp, kulaklarımıza gerçek iç sesimizi çağıralım…

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bunu ben mi yaşıyorum? Dürtme…

sifa-enerjisi-terapisiKulakları uğuldadı dili damağına yapıştı. Boğazında oluşan yumrunun etkisiyle uzunca bir süre konuşamadı…

“Az önce doktorun söylediğini tekrarlıyordu zihni “biyopsi yapalım, biyopsi yapalım, biyopsi yapalım…”Diğer yanı bu doğru değil diye dursun…

İnce uzun suratlı, uzun burunlu, zayıf incecik kır saçlı doktor karşısında konuşmaya devam ediyordu… Kim bilir karşılaştığı kaçıncı durumdu bu, soğuk kanlı hali oradan geliyor olmalıydı… Karşısında yaprak gibi titreyen hastasının durumuna aldırış etmeden konuşmasına yeni cümleler ekliyordu…

-Zaten acelede etmeyin derim… Nasılsa yeni bir şey değil, gidin eşinizle konuşun derim.

Doktor hastanın memesindeki yumrunun yeni bir hikaye olmadığının farkındaydı…

“Acele etmeyin ne demek? Geç mi kaldım, bunu mu demek istedi? Her şey bitti mi yani?” Boğazın dan yukarı hücum eden tüm bastırdığı duyguları, az sonra göz pınarlarından akmak üzere yola çıkmışlardı bile “sakın ağlama şimdi değil,şimdi değil”Dudakları küçük bir çocuk gibi titremeye başladığında…

-Kaçıncı evre Doktor bey?“şimdi bunu sormanın ne manası var Allah’ım bu ne?” Bu konuşanın kendisi olduğuna bir türlü inanamıyordu

-Büyük bir ihtimalle ikinci evrenin başındasınız, öyle gözüküyor.Siz şimdi bununla kafanızı yormayın biyopsi kararını onaylayın onlar sonra konuşulabilir…

Ne konuşulanları kavrayabiliyor nede duruma hakim olabiliyordu tek istediği oradan bir an evvel kaçmaktı “bana meme kanseriyim mi demek istiyor”

Konuşarak doktorla birlikte koridorun başına kadar gelebilmişlerdi.Koluna destek amaçlı dokunan doktorun onu bir an evvel serbest bırakması için adeta yalvaran gözlerle doktora bakarak,

-Tamam doktor bey ben size haber vereceğim “Bir daha buraya adımımı dahi atmak istemiyorum” Hala doktorun eli hastasının kolundan indirmeden,

– Ben size tüm raporları vereyim genede bir dakika,arada lütfen canınızı sıkmayın biyopsi çok kolay bir işlem…

“bu adamın hala konuştuğuna inanamıyorum”

Doktorun kolunu tutması, orada olmak eziyetlerin en büyüğü gibi geliyordu ona…

Gelirken aheste çıktığı merdivenleri şimdi koşarcasına iniyordu. Döner kapıdan dışarı çıktığında yüzüne vuran havayı ciğerlerine çekti, sanki uzun zamandır nefes alamıyordu, sonra avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı. Az önceki sessiz sakin kadın gitmiş yerine hıçkırıklarının duyulmasına aldırmayan, gelenin gecenin onu garipseyen bakışlarının bile farkında olmadan bırakıyordu tüm duygularını, “her şey buraya kadar mıydı? bitti mi ölüyor muyum? şimdi ne olacaktı?”  düşünceler zihnine akın ettikçe daha fazla ağladı, hemen oracıktaki yüksekçe kaldırıma otururken…

En son böyle ağladığında çok küçük bir kız çocuğu olduğunu hatırladığında daha sakinlemiş bir hali vardı.Onun için her şeyi değiştirebilecek tüm zorlukların üstesinden gelebilecek kocası geldi aklına, onun bu durumunu belki değiştirebilirdi, bir başka doktora gitseler belki bu saçmalık bitebilirdi…Her ne kadar dört sabah evvel işe gitmek için uyandığında, eline gelen yumru büyüklüğündeki şeyin, kötü olduğuna dair inancıyla buraya gelmiş olsa da, şimdi bunu değiştirme çabasıyla çantasının ön gözündeki telefonu alıp, numaraları tuşladığında kocası hattın diğer ucundaydı.Oda büyük bir merakla onun aramasını bekliyordu…Tekrar ağlama krizine girmişti hattın diğer ucunda

-Anlamıyorum ağlama ne dedi doktor tam olarak sen onu söyle

-Kötü anlıyor musun. Biyopsi istedi…

Kocasının bir şey yok demesini istedi, ama duyduğu bu değildi, onun bir şey yok demesi sanki bu durumu düzelten söz olacaktı…

-Hadi gel dükkana, her şeyi etraflıca konuşalım şimdi dışarıdayım ben dükkana gideyim sende doğruca gel.Başka bir doktora bakarız…

İşte istediği cümleydi başka bir olasılık telefonu kapadığında dahada sakinledi hala kavramakta zorlansa da en azından kendine sakin ol komutunu veriyordu.

İçindeki ses”sakin ol, sessiz kal ve izle”diyordu.

 

 

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

titreşim yasası

imagesÇok uzun zamandır vakit bulamadığım kitaplarıma bu gün tekrar göz geçirme fırsatı yakalarken elimin altında ki spiritüel yasalara hep ara ara dönerim. Aklıma, zihnime kazımak istercesine defalarca bakıp okurum, kimi zaman önemli olanların altını tekrar tekrar çizerek.
Her seferinde, herkes bu bilinçle ilerlese Dünya cennet olur düşüncesinde bulurum kendimi…
Pek çok yasayla çalışıyor dışarıda gördüğümüz, algıladığımız evren. Dünyada var olan ağaçlar, bitkiler hatta tüm canlılar gibi bizde evrenin mükemmel bir parçasıyız.
Biz bunun bilincinde olalım yada olmayalım evren kendi düzeninde işlerken bizim biliş düzeyimizi sorgulamadan kendi yasalarını kendi düzenini uygular.
Yani bizim kaygı dolu söylemlerimizi, düşüncelerimizi yada sevinç dolu fikirlerimizi ayıklamadan, sadece bizden çıkanı tekrar bize getirir, hal böyle olunca istemediğimiz bir durumla karşılaştığımızda bunu böyle hiç istememiştim deyip, şikayet edebiliriz.
Bilemeyiz, belki üç ay ya da bir yıl evvel düşündüğümüz korku dolu senaryoların yansıması olduğunu, araya zaman girdiğinden unutmuş oluruz çünkü…
Bunlar biz bilelim veya bimeyelim Evrenin işleyiş yasaları…
Kitaptan aldığım notlara göre…
Korku ağır bir titreşimdir (düşük frekans).
Sükunet, huzur ve sevgi ise hafif titreşimlerdir ( yüksek frekans).
Espiriler ( dozunda ve yerinde olanlar) zor durumların çözüme ulaşmasını sağlayarak enerjiyi yükseltir. Sevgi kederli insanların şifa bulmasını sağlar. Yüksek ve hafif titreşimler, alçak ve ağır titreşimlerin dağılmasını sağlar.
Öfke ve hiddet düşük titreşimli enerjilerdir. Ardında yatan duygular her zaman korku ve güçsüzlüktür.Sakin kalıp kendi içimize odaklandığımızda, yüksek titreşimler yaymayı sürdürür ve güçleniriz.
Yaşamınızı memnuniyet, zarafet, neşe, dürüstlük, cömertlik ve diğer güzel nitelikleri taşıyarak sürdürüyorsanız, başkalarının düşük frekanslı enerjilerini otomatikman dağıtıp onları daha yüksek seviyelere çekersiniz.

Karma yasasına göre, yaptığınız iyilikler size geri dönecektir.
Yeterince insan, karanlığın ve şiddetin hakim olduğu bir bölgeye ışıklarını ve sadece gerçek sevgilerini odaklarsa, orada iyilik ve barış hüküm sürmeye başlayacaktır. (kollektif bilinç)
Yani buna göre hangi tireşimdeyseniz deneyimleyeceğimiz durumda ortada.
Bunu bizzat kendi hayatıma uygulayarak deneyimlediğimden, kendi hayat filmimi ileri geri alarak, neleri hayatıma çektiğimi, nelere hayır deme rağmen deneyimlediği mi, korku dolu düşüncelerle ve söylemlerle kendi hayatımda yarattığımı bilerek, hala düşüncelerimin ve ağzımdan çıkan sözlerin sıkı takipçisiyim.
Çünkü artık deneyimlemek istediğim şeyler huzur dolu ortamlar olduğundan kimi zaman zihnime akın eden korku yüklü, düşük frekanslı düşünceleri o anda durdurup ya meleklerime teslim ediyor yada olumlu düşünce frekansıyla yer değiştirmeyi seçiyorum.
Bu satırları okurken kendi yaşamınızda hoşunuza gitmeyen ne varsa artık YETER deyip değiştirebilme gücüne sahipsiniz…
Kendinize bakıp neleri negatif dille anlatıp, hangi düşüncelere negatif anlam yüklediğinizi yakalayın ve sonuna kadar direnin…
Gerçekten çevreyi, insanları hatta yaşadığımız ülkenin koşullarını değiştirmek istiyorsak, ilk önce kendi düşünce frekansımız ve söylemlerimize bakmamız gerek. Kısacası sevgi olmayanı hemen hayatımızdan çıkarmak gerek.
Sen çevreni, sen yaşantındaki hoşuna gitmeyeni değiştirmek yerine, kendini değiştirmeye hazırmısın?
Gerçekten ama gerçekten sen değişmediğin müddetçe etrafın değişmeyecek, iyi olduğuna inansan da değişmeyecek. Onun için kurbanmış edasında  dolanma etrafta. Sen bu zihinleri bıraktıkça ilk önce kendinde daha sonra dünyada fark görmeye başlayacaksın.
Kendi içine getirdiğin barış ve huzuru dışarıda görmeye başlayacaksın. Bolluk dolu düşüncelere odaklandığında bolluğu görmeye başlayacaksın. Unutma için nasılsa dışarısı da öyle… Tıpkı yukarısı nasılsa aşağısı da öyle… Ne dersiniz ?

 

 

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

çocuk

Smiling Girl with Hands Covered in Paint

Gözlerindeki ışığı görüyorum Çocuk…

Gözlerindeki bilgeliği, derinliği anlıyorum Çocuk…
İçinin dilediği pek çok şeyle geldin Dünyaya biliyorum.

Anlatmak isteyip anlatamadığını sandığın pek çok şeyin farkındayım Çocuk…
Dünyaya sevgi bilinciyle geldiğinin de farkındayım Çocuk…
İzin verme bu saflığın kaybolmasına, izin verme senin sen olma halinin bozulmasına…
İzin verme o sihir dolu isteklerinin bitmesine…
Kimsenin çocuk dünyana karışmasına izin verme.
Bırak sana çocuk ruhlu desinler, bırak sana çocuk akıllı desinler,  çocuk musun sen desinler…
Aksine tüm  bu sözleri duyduğunda arkasında dur.
Bu sözlerin saf sevgiyi barındırdığını gösterene kadar bıkmadan usanmadan Çocuk ol…
Seneler geçse de sen çocukça kal.
O çocukça halini taşımaktan bıkma, hele çocukça hayallerini de hiç bırakma.
Görüyorum çocuk sendeki saf sevgiyi…
Dünya iyileşecekse, gerçekler ortaya çıkacaksa, herkes sen ve senin gibi olana bakmalı görmeli ki Çocukça olmak saf sevgiden olmaktır.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

üç zengin

a8a0c6_2eaf5938a56b4ff5b906252ff1e030b6İşe gideceğim sabahlar,metrobüsten indikten sonra Osmanbey istikametine gidebilmek için metroya inen yürüyen merdivenleri kullanırım.
Daha merdivenin başındaydım , adımımı basamağa neredeyse koymak üzereyken , üç küçük çocuk ,güle oynaya hızla, koşa koşa aşağıya indiler,kime çarpıp, itiştirdiklerinin farkına bile varmadan.
Bunları nasıl yalnız bırakıyorlar diye içimden tam geçirmiştim ki,
o neşeleriyle ,bıcır bıcır sesleriyle, bir anda onlara kilitleniverdim, meğer selpak dolu torbayı, kenar korkuluklara bırakıp , torbanın  başarıyla aşağıya inip inmediğini merakla takip ediyorlarmış.
Görseniz öyle mutlu bir ifadeleri var ki, kesin kendilerini lunaparkta falan zannediyorlar diye düşünebilirsiniz.
En büyüğü 10 yaşında erkek ,  diğeri 8 o kız ,  ufağı da cılız mı cılız oda kız  , neredeyse 6 yaşında .Masum ve kıpır kıpırlar, çocuk işte ! onları gülümseyerek izliyorum.
Bu sefer yürüyen yola geldik ,bir ileri, bir geri , birbirlerini itiştiriyorlar,
ara ara durup yolun onları götürmesine izin veriyorlar,birbirlerine bakıp gülüşüyorlar.
ilerden kulağıma , günün belirli saatlerinde müzik yapan kimi zaman solo ,kimi zaman gurup halindeki sanatçılardan birinin müziği geliyor.
Üç minikte  adeta  kelebek gibiler, bir o yana, bir bu yana, yarı koşturur vaziyette,
gitar çalan gençin önüne geldiler;
üçüde ayrı ayrı ,ceplerinden çıkardıkları  bir lirayı gencin önündeki para kutusuna bırakıverdiler ; gençle çocukların arasındaki bir anlık sıcacık bakışmanın ardından ,  güle oynaya tekrar yollarına koyuldular.
Sattıkları selpakların parasından, akşam annelerine bababalarına verecekleri hesabı düşünmeden , gözlerini kırpmadan büyük bir gönül zenginliğiyle yaptılar bu davranışı;
Kaşla göz arası verdikleri insanlık dersiyle…
Beni çocuk dünyasının saflığına,  neşesine çekiverdiler.
Teşekkürler çocuklar…

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

sarılsak

d70d040f498b10b818924cda2929355cSarılmak gerek yaşamın kendisine..

Sıkı sıkıya değil, sadece sevgiyle usulca sarılsak.Madem varlığım bedenim burada…
Sarılmak gerek, akmak gerek her ana, anı yakalamaya gerek yok…

Zaten an değil mi benim nefesimi bana hissettiren.

Beni canlı kılan, ne öteye nede geriye gitmeye gerek yok…
Anda kalıp sarılmak gerek yaşama
Sarmal olarak dönmek anda hissetmek mutluluğu, sonsuzluğu, yaşayan olduğumun ispatını…
Anlamak lazım anda şansı yakalayabilir olduğumu, birlikteliklerim’in yaşanılası olduğunu…
Sarılmak lazım yaşama sıkmadan serbestçe, sevgiyi akıtarak, varlığımın nefesini hissederek ana hayat katmak dedikleri bu olsa gerek…
Tanrı madem nefes bahşetmiş bana, bende hayat vermeliyim yaşadığım ana…
Ruhumla, düşlerimle, bilgimle, sevgimle, ışığımla…

An da hayatı yaratmalıyım.
Tıpkı Yaradanın beni yarattığı gibi yapmalıyım…
Tanrının verdiği nefese şükürle,teşekkürle, lütufla…
Sarılmak lazım yaşama, ana hayat vererek yaşamla bir olarak

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın