20.Bir hikayem var- Kendi yoluma…

Alelacele elbisesini giymeye çalışırken, “gitmeden beni görün” diyen Yasemin doktorun sesi kulağında tekrarlanıp duruyordu. Halbuki buradan bir an evvel çıkası vardı, hem de arkasına bakmadan. Çok şükür bu da bitti, diye geçirdi içinden, oysa Radyoterapiye karşı gelmişti. İstemiyorum diye tutturduğu anı, hayallerimi yıktı bu kadın diyerek doktorun ardından serzenişlerini, hatta radyoterapinin ilk günü, bilmiş bilmiş karşısında konuşan asistanın bilmenizi isterim ki, memenizde açık yaralar olacak, bunun için zaten denize girmeniz yasak, demişti ve tüm bunlar kendisine anlatılırken yarı sessiz, çaresiz halini hatırladı, duygusuzca açıklama yapan bu kadına iki kelime diyesi vardı… Bana hiç bir şey olmadı. Senin beklediğin yanık izinin emaresi bile yok, hatta yasak ettiğin denize bile girdim, haberin ola… Kimseye, daha ne olacağını bilmeden böylesi kesin sonuçlar üretme, bilmem anlatabiliyor muyum?

Bilindik ses : Demeyeceksin her halde, değil mi?

Tabi ki demeyeceğim sadece aklımdan geçirdim…”

O çok bilmiş asistanın memenizde yanıklar olacak demesinden sonra Reyhan her gün radyoterapi makinesine girmeden Baş Melek Michael den kendisini kalkanıyla korumasını isteyip, indigo mavi bir ışıkla çevrelendiğini hayal etti. Acaba beni duyuyorlar mı şüphesine rağmen her gün korunmasını talep etti. Ve ikinci haftanın sonunda, yapılan rutin kontrol sırasında, Doktor Yasemin karşısında uzunca bir müddet sessiz sedasız kalınca, “bir şey mi oldu” demekten kendini alamadı, “yok, yok merak etmeyin“, “hatta çok iyi bile diyebiliriz, radyoterapi makinesi görünür bir iz bırakır her zaman, memenizin üzerinde o kadar az iz var ki, bunu ancak ben görebiliyorum, valla makine bozuk zannedeceğim, ne yapıyorsunuz bilmiyorum devam edin,” deyip gülümseyerek sağdaki lavabonun önüne ellerini yıkamak için kalktığında, Reyhanın yardım ediyorlar beni duyuyorlar diye içinden bir sevinç dalgası yükselmişti. “Melek enerjileri ile çalışıyorum” dedi. Bu bir ilkti açık ve aleni söylüyordu, Yasemin doktor onun şaka yaptığını zannetse de, kendi korunduğuna dair ve bunun gerçek olduğunun kanıtını duyuyordu. Doktor ellerini kağıt havluyla kurularken konuşmasına devam edip, daha kısık ses tonuyla, dışardan duyulmasını istemeyen haliyle, kendisine göz kırparak “denize girebilirsiniz” dediğinde, Reyhan duyduklarına inanamadı “gerçekten mi? izinli miyim?” diyerek teyit istedi. Doktor onun bu çocuksu haline gülümseyerek “evet, ama kimseye söylemek yok” diyerek çıkmıştı odadan.

Bilindik ses: Mucizeler ve ödüller… Yaşam tam olarak böyle işliyor. Farkında olmayıp ıskalananları söylemiyorum bile. Olana direnmediğinde akışında kaldığında nasılda iyi hissettiriyor..

İki gün sonra çıkacağı tatili düşünürken bu ona ödülün süpriz haliyle gelmişti, tedavinin getirdiği maddi yükümlülüğün ardından karı koca tatil hayallerini bir sonraki seneye ertelemek zorunda kalmışlardı. Bu karardan bir kaç gün sonra radyoterapi çıkışı arabayla evine dönerken Bodrumdaki arkadaşı aradı “Canikom nasılsın, hadi az kaldı gayret” diyen sesiyle yorgun düşen bedenine kuvvet olup, aralarındaki sıcak sohbetin ardından yaptığı açık davetle onu şaşkına çevirmişti. “Bu aralar o kadar yoğunuz ki sonunda bitirdik, nihayet otelin açılışını yapıyoruz. Bizde açılışın şerefine yakın bildiklerimi burada misafir etmeye karar verdik, şimdi sen Muratla konuş gününü tayin edip bana haber veriyorsun, gerisine de karışmıyorsun radyoterapi bitimi atlayın arabaya gelin anlaştık mı ?” Reyhan şaşkın sevinçten ne diyeceğini bilmez halde telefonu kapadığında ağlamaya başladı nelere vesile olduğunu bir bilsen Yeşo, bu kadar mı denk düşer… Tanrım verdiğin nimetine bana aracı onun varlığına da bin şükür…

Giyinme odasından çıktığın da Yasemin doktoru karşısında buldu. “Sizi bekliyorum nerede kaldınız” dedi. Manalı manalı gülümserken, Reyhanın sağında duran duvardaki panoyu işaret ederek, “çanı çalacaksınız hadi,” anlamıyorum ne diyor, “duvardaki panoya bakar mısınız, o çanı çalmanız gerek” hala anlamayan bir haldeydi. Yolcu gemilerinde bulunan sarı pirinçten bir çan, karşısında pırıl pırıl parlıyordu, bunca sabahtır bunun önünden geçtim, burada böyle bir şeyin olduğunu nasıl fark etmedim, diye geçirdi içinden. Biraz daha yaklaştı panoya, bu sefer çanın yanında yazan yazıyı fark etti, bir yutkundu önce, arkadan bir gülmesi, sonra bıraktı göz yaşlarını…”Yüksek sesle okur musunuz lütfen” dedi Yasemin doktor.

ÜÇ KEZ ÇAL ÇANI, GELDİ SÖYLEME ZAMANI, TEDAVİM TAMAMLANDI, BU SÜREÇ KAPANDI, KENDİ YOLUMA GİTME ZAMANI…

Hastanenin döner kapasından dışarı çıktığında üzerindeki tarif edilemez hafiflik duygusu ile tüm yaşanmışlıklardan aldığı öğretiler cebinde, bir halden bir hale gelmenin bilincinde bir müddet kapıda durdu. Daha sonra arabasına bindi, direksiyonu hareket ettirirken, tedavinin en başında kendiliğinden coşkuyla kalbinden dökülen, dilinden düşürmediği duasını söyleyip duruyordu ŞÜKÜR… ŞÜKÜR, BİN ŞÜKÜR…

19.Bir hikayem var- küçük detaylar…

Başı önde bir müddet lavabonun önünde bekledi, derin bir nefes aldı, ardından bir nefes daha, az sonra kendiyle karşılaşacağı görüntüsü için heyecanlı ve tedirgindi. “Hadi yapabilirsin korkma” dedi kendine, yüzünü yavaşça yukarı kaldırdı, önce gözleri ile karşılaştı sonra bir cesaret başının üzerine kaydırdı gözlerini…

Gece yatmaya hazırlanırken tam geceliğini giyeceği esnada, başının kenar kısımlarından çoktan gevşemeye yüz tutmuş peruk, yapışkanlarından kurtulup başından çıkıverdi. Yarı panikleyen komik haliyle bir gülme tuttu onu, sonra odanın karanlık oluşuna şükretti yoksa karşısında duran aynada kendini görecekti, el yordamıyla peruğu başına geçirdi kullanılmaktan ve bakımını epeyce ihmal ettiğinden peruk başına bir numara gevşek gelmişti. Bir müddet yatağın kenarına oturup ne yapabileceğini düşündü, kafasının üzerindeki hava akımını hissetti, sonra yatağına kıvrılıp başını yastığa koyması ile birlikte ensesinin serin yastığa değişini, kumaşın teninde hissettirdiği duyguyu fark etti. Yastığına sarılıp özlemişim, kırk yıl düşünsem şu anki hissin bu kadar önem taşıyacağını anlayamazdım, ah küçük detaylar ve fark edemediklerimiz diye düşündü iç geçirerek… Elindeki peruğu yere bırakıp, yorganı üzerine çekti, o an içeride televizyon seyreden kocasını düşündü, yatmaya geldiğinde onu kel görecekti, o ne diyecekti bu haline…

Bilindik ses: Yaşam küçük detaylarla çevrili şimdi hissettiğin gibi, takılmadan pas geçmeden fark ettiğini görüp onurlandır. Hem Murat’ın ne düşündüğünden çok esas sen ne diyeceksin bu haline, cesaretini toplayıp bakacak mısın aynadaki kendine…

Bilmiyorum… Sabah ola hayrola…

Aynanın karşısında en çok korkusu olan durumuna bakıyordu, bir yandan ağlayıp, bir taraftan gülümserken haline, elini saçları yeni yeni çıkmaya yüz tutmuş kel başında gezdirdi, “erkek çocuğu gibi, hiçte kötü değilmiş, bu halinle de güzelsin tatlım”, dedi kendine. Şu an, onun için öyle değerliydi ki, çekindiği durumla tanış olup arkadaş olmuştu… Kendini olduğu haliyle görmenin özgürlüğündeydi…

18.Bir Hikayem Var- Kutluyorum

Koca kış geride kalmış, sonrasında baharı bitirmiş, ardından iple çektiği haziranın ilk haftasını yakalamıştı. Büyük hevesle aylardır beklediği gündü, tedavinin bittiği kendini özgür, rahat hissedeceği zamana ulaşmıştı… Tünelin ucundaki ışığı görmenin sevincindeydi… Sabah uyandığından beride pek duygusaldı… Büyük bir ihtimalle dile getirmediği tüm duygularını gözyaşlarıyla birlikte bırakıyordu. İçinden cesaretini kutluyordu… Kalbi şükürle doluydu. Neler yaşamış, yaşanmışlığın içinden neler öğrenmişti. Parayla satın alınamayacak mucizelere şahit olmuş, bin kere acaba dese bile, ilahi olanın onu koruyup kolladığının bilincine her seferinde tanık olmak, ona ayrı bir keyif katmıştı süreç boyunca… Bu gün kendinin hiç bir talebi olmamasına rağmen en sevdiği deniz manzaralı odaya alınmıştı… Anlaşılan Evren tarafından da torpili vardı…

Şükür diye diye dolandığı odanın içinde, odaya giren arkadaşının boynuna sıkıca sarıldı, tüm bu maraton boyunca onu hiç yalnız bırakmayan, her defasında varlığıyla ona eşlik eden arkadaşına köşede duran çantasından küçük bir kutu çıkardı… “Kalbimdeki teşekkürün ifadesi yok, bu sadece bir simge” dedi, hediyeyi uzatırken, ikiside bir birine tekrar sıkıca sarılıp ağlamaya başladı…

Bu sahne çok uzun sürmeden doktoru ve asistanı odaya girince gözyaşlarını bir çabuk siliverip yatağın üzerine oturdu Reyhan. Doktorunun mavi kocaman gözleri ona bakarken sanki içi gülüyordu, “hadi gözümüz aydın bu gün tedaviyi bitiyorsun, seni tebrik ediyorum canım,” Reyhanda onlara teşekkür ederken, doktor konuşmasına devam etti “biz teşekkür ediyoruz sana, tedaviyi o kadar iyi bitirdin ki, maşallah diyorum, ” Reyhan bir an doktorun asistanıyla göz göze gelince “size de teşekkür ediyorum Metin bey…” demek geldi içinden. Bir an adamı çileden çıkardığı günü hatırladı, çaktırmadan gülümseyerek, ayak tırnağında başlayan iltihap yüzünden aramıştı onu, hoş tüm tedavi boyunca halsizliğinden, mide bulantısına oluşan tüm sıkıntıları için sürekli neden acaba sorularına büyük bir sabırla cevap vermişti. Reyhan’a göre Melek yardımı alıyordu, böylesi yan etkiler olmamalıydı. Bir kemoterapinin ardından Metin beyle olan telefon konuşmasında “Reyhan hanım, bunlar gayet normal kemoterapi alıyorsunuz bilmem farkındamısınız ” dedi, sabrı taşmış halde, bir an telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu ve Reyhan diyecek kelime bulamadığından teşekkür edip kapadı telefonu… Şimdi karşısında duran kısa boylu şişman doktora“Bitmek bilmez sorularıma sabırla verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederim.” demeyi ihmal etmedi. Doktoru onu muayene ettikten sonra ” İlerleyen süreçte radyoterapi için konuşacağız tatlım” diyerek odadan çıktı.

İlaçlar aşağıdan gelene kadar arkadaşının oturduğu gri koltuğun yanındaki geniş pencerenin pervazına oturdu, masmavi gökyüzünde uçuşan martıları seyretti, pırıl pırıl güneşli hava yazın ışıltılı günlerini haber veriyordu. Bir an arkadaşıyla göz göze geldi, ona öyle çok anlatmak istediği şey vardı ki, nasıl anlatılırdı bu duygular… İçi coşuyordu anlatsa anlarmıydı onu…

Önce Meleklerle tanıştım yarı inanan, yarı inanmayan bana rağmen yardım ediyorlar bilesin, sonra bedenimin ve kendimin çok değerli olduğunu anladım, hemde tam olduğum gibi, bunca zaman kendimi başkalarıyla kıyaslayıp acımasızca eleştirmişim, artık bitti değerime sahip çıkıp benim için sunulan tüm bolluk kanallarına kendimi açıyorum. Bunun için evrenin bana sunduğu tüm lütufları görmeyi seçiyorum , hemde hiç ayırım yapmadan bu bazen bir iltifat, bazen benim için yapılmış bir yemek, belkide ısmarlanan bir kahve bile olabilir… Ben yaparım, ne gerek vardı demek yerine, evet teşekkür ederim istiyorum demenin, bana da verene de bolluk olduğunu fark ettim. Sonra en önemlisi kırgınlıklar, o bunu dedi, bu bunu yaptı, tamamı affedilip bırakılabilirmiş, tutunduğum tüm katı düşünceler hepside beni hasta eden, enerjimi düşüren durumlarmış, değmezmiş arkadaşım gelecek kaygısıyla yaşamaya, anda olmanın ailen ve sevdiklerinle bir arada olmanın keyfini çıkarmak varken… Yaşam bana verilmiş en değerli hediye, bu hediyeye özen göstermeliyim… Tüm kalbinden geçenleri hatta daha fazlasını anlatası vardı… Anlatamadı…

Odada telaşla dolanan hemşireyi fark ettiğinde oturduğu yerden kalktı yatağının kenarına geldi. Hemşirenin huzursuz hareketlerini izlemeye koyuldu, bir taraftan serumları düzenli şekilde yatağın köşesindeki serum askılığına asarken, gözü yere takılı hareket ediyordu, Reyhan merakla sordu, “hayırdır bir şey mi oldu”,” evet ilaç torbası delinmiş yere damladı, aşağıdan yenisiyle değiştirmeliyim, bu arada haber vereyim yeri silsinler” diyerek telaşla odadan çıktı. Reyhan yatağa uzanıp, yattığı yerden yere doğru eğildi, damlayan ilacın yerini görmek için, ama hiç bir şey göremedi. Başını kaldırdığında odaya giren astronot kılıklı adamı görünce bir müddet ağzı açık bakakaldı. Sonra arkadaşıyla baktı, gördüğünü oda görüyormu diye, onunda en az kendi kadar şaşkın olduğunu görünce rahatladı. Başındaki şeffaf kaskı, ellerindeki uzun sarı eldivenleri, vücuduna giydiği korunaklı beyaz giysisiyle adam yerdeki ilacı silmeye başladığında, Reyhan dayanamayıp “ne yapıyorsunuz, yerdeki bir damla için mi böyle giyindiniz, ben bunu aylardır bedenime alıyorum,” adam mahcup olmuş sesiyle yüzündeki maskenin ardından konuşmaya başladı, “haklısınız ama eğitimlerde bizede bu şekilde öğretiliyor, bir şey diyemiyorum hemen temizleyip çıkıyorum”… Bu ona yapılmış bir şaka olmalıydı diye düşündü…

İç ses : “Bu sahneyi tedavinin en başında yaşamış olsaydın bu gün tedavin nasıl sonuçlanırdı… Serumun delinmesi… Zamanlama mükemmel değil mi? Bildin mi nasıl korunduğunu…Şimdi Metin beyin neden çileden çıktığını anlamışsındır. Bunca zaman sorduğun tüm sorulara cevap olsun sana, ne dersin…

Bin şükür bana anlatılan bu sahneye, binlerce teşekkür, anladım…

17.bir hikayem var-elle tutulur kanıt

Bahsetmişmiydim Reyhanın yaşamına giren melek enerjilerinden… Anlatmışımdır çok detaya girmeden… Ameliyatından bu yana geçen iki aylık süreçte, yaşadıklarını gözardı etmeyip hem düşündü hem sorguladı… Kendini, Melekleri, yaşananların gerçekliğini… İnsanoğlu enteresan bir varlık, kendini ikna edebilmesi için elle tutulur kanıta ihtiyaç duyar… Kalbi evet dese, egosu tesadüf der. Herşey Tanrım Meleklerini yarınki ameliyatımda yanıma gönder diyerek ettiği bir dua ile başladı. Ve ertesi gün ameliyatına girene kadar duasına cevap olan durumlarla karşılaştı…

Önce kocası Meleklerin varlığına inanmasa da Meleklerin yanındaymış dedi. Ardından muayene odasında doktoru beklerken, tesadüf bu ya odada açık olan televizyondan bir yarışma programına katılmış pembe tişörtlü kadın sanki onun için konuşuyormuş gibi “ben kanser geçirdikten sonra hayatımda ikinci baharı yaşamaya başladım” diyordu gülümseyerek. Sonrasında ameliyata alınmasına yarım saat kala karşılaştığı yaşlı karı kocanın ona söyledikleri… Önce kendine sordu Melek mesajı olabilir mi ? Zihni saçmalama tesadüf, dedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğinde, geçmiş olsun amacıyla evine gelen hediye paketinden tesadüf bu ya bir melek ajandası çıkar ve içindeki kartın üstünde sana yardım ediyoruz notuyla, bu onu gülümsetir iyi hissettirir, ardından şöyle bir düşünceyle gerçekten böyle bir şey olabilir mi? diyerek bir kez daha kendine sorar. Bir kaç gün sonra bir akşamüstü koltukta televizyonun karşısında uzanırken, uyuya kaldığında, gerçeğe yakın gördüğü rüyayla daha derin etkilenir, ben seninleyim diyen güçlü adam, kılıcıyla alnının tam ortasına dokunduğunda uyuduğu uykudan sıçradı. Günlerce rüyanın etkisinde dolandı, sonunda gittikleri onkolog da Melek apartmanında ikamet ettiğini görünce bu kadar çok tesadüf bir araya gelebilir mi dedi kendine.

O günden bu güne melekler hakkında pek çok şey araştırıp, özellikle bir çok kişi tarafından yaşanmış gerçek hikayeleri okudu. Hepsinin hikayesi farklı olsada, ortak noktaları bir sürü tesadüf zinciriyle Meleklerin bıraktıkları işaretlerden bahsediyor oluşları idi. Meleklerin yardımını almak için, sadece talep edip istemenin dışında yapması gereken hiç bir şey yoktu. Bu kadar basit oluşundan dolayı çokta inandırıcı gelmiyordu ona. Oysa hayat basitti. Zorluklar sadece öğrenilmiş inançlardı. Reyhanın inancında Melek yardımı almak çok büyük mucizeler sonucu olan bir şeydi ve bu herkesin başına gelebilecek bir durum hiç değildi. Henüz anlamadığı şey yaşam ve yaşamın içinde var olmak mucizenin kendisiydi.

Böylelikle acaba zannediyor olabilirmiyim demesine rağmen, Meleklerle çalışmak el kitabıyla birlikte, Meleklerden nasıl yardım isteyeceğini, kendi enerjisini temizleyip nasıl kendini korumaya alacağını okuduktan sonra, her sabah kendi üzerinde uygulamaya başladı. Ve her çalışma sonrası ortaya çıkan meraklı Reyhanın, acaba beni duyuyorlarmı diye sorsa bile devam etti.

Üçüncü kemoterapisini alacağı günün sabahı, aynen şu cümleleri kullanarak Başmelek Mikail bu günkü tedavimde yanımda ol beni koru dedi, ardından hafif alaycı bir gülümsemeyle, bir de lütfen hastane odam deniz manzaralı olsun, şimdiden teşekkür ederim. Sabah erkenden hastaneye varıp giriş katında yatış işlemlerini kısa bir müddet bekledikten sonra, Murat elinde yatış evraklarıyla yanına gelir, hadi yukarı çıkalım der. Asansöre bindiklerinde her zaman çıktıkları beşinci kat yerine altıncı kata gelirler, danışmada onları karşılayan hemşire kayıt defterine hastanın ismini yazdıktan sonra geç kadın onlara koridorun sonunda, soldaki boş odaya girebilirsiniz der. İlk Murat girer odaya vay canına, hadi bu gün iyisin deyince, Reyhan anlam veremez bu konuşmaya ta ki odanın ortasına Murat’ın yanına gelene kadar, önce ağzı açık bir müddet kalakalır, etrafa göz gezdirirken geniş pencerelerin ardından görünen denizi ve gökyüzünü görünce nasıl yani ben dalga geçmiştim, bu hastanede denizi ve boğaz köprüsünü gören manzaramı var inanamıyorum, bu nasıl olur daha bir iki saat evvel söyledim…

iç ses : İste gerisine karışma der Tanrı, Evren, Melekler, ilahi yardım… Şaka senin anlayışına göre gerçek mi, değil mi kontrol amaçlıydı, hadi itiraf et… Melekler senin inancını sorgulamıyor, üstelik onların gerçek olup olmadığını denediğini bildikleri halde, hala anlamıyorsun, yardım isteğini gerçekleştiriyorlar, bu isteklerin küçük büyük önemi yok, onlardan talep etmen ve yardımlarına izin vermen yeterli. Bu günün keyfini çıkar, tedaviyi alırken denizi ve gökyüzünü seyrettiğinde bu konuyu bol bol düşüneceğini biliyorum…

16.Bir hikayem var – Şükür

Dolu dolu içinden yükselen Şükür kelimesini art arda söyledi ve durdu, “biraz abartılı gibi” dedi kendine. Son zamanlarda bunu düşünür olmuştu… Tanım koymakta zorlanıyordu… Bu duygu, hiç böyle hissetmediği bir alanın içindeydi sanki… Sabırlı olması gereken tedavi sürecindeydi, yaşam alanı daralmış kısıtlanmış, tedavinin etkisinden, kimi zaman ipleri boşalmış bir kukla gibi, koltuğa yığıldığı böyle bir döneme rağmen, dilinden düşürmediği içinden coşan bir şükür halindeydi.

Anda farkındalık dedi, İç ses… Aldığın nefes, bedenin, yaşamın öyle değerli hale geldi ki içselleştiriyorsun… Önem verdiğin şeyler değişiyor. İçsel gücüne sahip olmanın zenginliği içindesin…

Birde ne düşünüyorum… Bu en acayip olanı, bir zamanlar mutlu olmanın peşindeydim… Çok şükür, her şeyimin olmasına rağmen… Hep daha huzurlu olmanın arzusundaydım, şimdi buradan baktığımda, daha huzurlu hal ne demekse, hakikatten bunu düşündükçe kendime gülüyorum… Zaten gittiğim seminerler, okuduğum kitaplar daha çok mutluluk ve huzur halini nasıl elde edebilirim düşüncesi ileydi. Şimdi komik olan başımda bir peruk, her gün, her yemek öğününden önce o sevimsiz ilaçla ağzımı steril etmek, etraftan duyduğum kokuların midemi altüst etmesi, kimi zaman kendimi yorgun hissetmek ve bir sürü sevimsiz durumun içinde huzur ve mutluluk halindeyim… O zaman şunu kendime söyleyebilirim huzurun ve mutluluğun peşine düşmeme gerek yok, zaten var ve ben şükrettikçe artıp çoğalıyor, bu nasıl bir sihir…

İç ses : Güzel bir benzetme, Tanrıya belirttiğin sürekli minnettarlık duygusuyla, odaklandığın durum genişleyip büyüyor. Anlamaya başladın… Mutluluk, huzur, keyif ve şükür halinde olmak için insanların doğruluğuna inandığı, gerçek olmayan bir bakış açısı var. İnsanın dünyevi bilgilerinde onuda yaparsam mutlu olurum, bu olsa daha huzurlu olurduk, şükür bu var ama şu da olsa iyi olurdu diye inançlar var. Böyle bir listeye sahip olan kişi kendine dönüp bakmayı unutur, bir şeylerden eksik olduğunun hissiyle sürekli yapması gereken bir dahası var olur. Böylelikle kendini, bulunduğu noktayı, içinde bulunduğu mekanı, Dünyayı onurlandırmayı kaçırır. Kendi gerçek değerini, elindeki nimetleri göremez… Bu durumu kendin için yeni bir keşif olarak görsen de, tüm bunlar hatta daha fazlası, henüz farkında olmadıkların dahi, hiç biri senden ayrı değildi, doğum hakkın olan tüm bu durumlara zaten sahiptin. Bir şey yaparsan olur sandığın, halbuki yapmak değilde, olma halindesin. (Gülümseyerek), tedavi bitiminde mutlu olmayı da seçebilirdin… Yani hiç pazarlıksız olanı olduğu gibi yaşadığında, sihir dediğin şey başlıyor, bunu sadece yaşayarak hissedebilirsin, keyfini çıkar…

Şükürler olsun Tanrım…

15.Bir hikayem var- Saçım olmadan

Ceyda ile birlikte Etiler yönüne gitmek için köprüye girdiklerinde sabah trafiğinin yoğunluğuna sevindi içten içe , ne kadar geç giderlerse onun için o kadar iyi olacaktı. Az evvel, evden çıkıp arabaya binerken, rüzgarın ayak ucuna getirdiği tüyü eline almış avucunun içinde sıkı sıkıya tutuyordu “benimle olduğunuzu umuyorum, bu durumu nasıl kolaylaştırabilirim, ben heyecanıma engel olamıyorum” diyerek içinden geçirdi.

İç ses : Engel olmaya çalışma zaten, yapman gereken bu değil, normal olan bunu hissetmen.

Zaman durmadan ilerleyen bir kavram, sıra henüz düşünmeye var dediği güne gelmişti. Hattın diğer ucunda konuşan Ceyda, Anne peruğun hazırmış az evvel aradılar, bu işi bir an önce halletmen lazım, dökülmesini beklemeyelim. Uzatarak ötelemeliydi “daha var” diyerek konuşmasına devam etmek istedi, fakat Ceyda konuşmasına fırsat vermeden ben randevuyu yarına alıyorum dedi ve noktayı koydu. Reyhan bir müddet kalakaldı. Kalbi bir tuhaf olmuştu. Saçları dökülmeden kesilmeliydi… Peruğu sipariş verdikleri gün, Ceyda onu ikna etmek için az dil dökmemişti…

Dinlendiği yatak odasında, bilgisayarında büyük bir zevkle seyrettiği animasyon filmini kapadı, keyfi kaçmıştı. Yatağının karşısında duran aynalı konsolun önünde bağdaş kurarak oturdu, aynaya bakarak üzerindeki tişörtün yakasını hafifçe sıyırdı, hafta başı küçük bir ameliyatla kemoterapiyi daha rahat alması için takılan, adına port dedikleri, göğsünün biraz üstünde derisinin altından görünen bu garip çıkıntıya artık bakabildiğini fark etti. Sonra gözlerini kısıp, saçsız halini gözünün önüne getirmeye çalıştı, bu kadarı fazla, asla bunu hayal edemem Aklına çocukluğu geldi, kıvırcık koyu kahve saçlarını hiç sevmemişti, diğer arkadaşlarına benzemeyen, zor taranan kabarık saçlar, gelen anıya gülümserken gözünden akan yaşı sildi, sonra yetişkinlik döneminde, saçıyla istediği gibi oynadığı özgür zamanlar, bol bol fön çekip canı sıkıldıkça saçının rengini değiştirdiği günleri hatırladı…

Bir gün önceki düşüncelerinin arasında dolanırken, ne ara köprüyü geçip adrese ulaştıklarını anlamadı bile, üstelik tam zamanında gelmişlerdi, ayakları geri geri gitse bile o arabadan inip karşısında duran kapıdan içeri girecekti.

Randevulu olduklarından hemen kendilerine ayrılmış odaya geçtiler. Pencerenin önündeki iki kişilik koltukta otururlarken, kendilerine ikram edilen kahveyi içemeyip kenara koydu. Odanın ortasında dolanmaya başladı “Ceyda ben çok heyecanlıyım yalan yok, ya boşuna gelmişsek belkide dökülmüyecek…”. “Annecim kendimizi kandırmayalım lütfen.”

İki ay evvel tanıştıkları orta yaşlı uzun boylu adam kapıyı açıp gülümseyerek içeri girdiğinde Reyhan kollarını kavuşturmuş, odanın orta yerinde kıpırdamadan kalakaldı. Hoş geldiniz, nasılsınız görüşmeyeli, Reyhan’ı geniş kuaför koltuğuna davet ederken hazır mıyız, sizi böyle alabilir miyim

Kendiyle bu kadar rahat konuşan adama sinir oldu yarı şaka yarı ciddi hayır,hiç hazır değilim dedi, koltuğa otururken. Karşısındaki aynada, kendini görmemek için gözlerini aşağıya devirdi, saçlarını kesecek olan berber, onun hislerinin nasıl olduğunu kapıdan girdiği an anlamıştı, biliyordu, buraya gelenlerin çoğu onun gibi kemoterapi alanlardı, onlar için anın önemini ve tedirginliklerini anlayabiliyordu. Reyhanın omuzuna ellini koyup “tedaviniz bittiği an saçlarınız gene çıkacak hiç üzülmeyin, hemde eskisinden daha sağlıklı ve gür buna inanın. Hem taktığımız peruklada rahat edeceksiniz. Karşınızdaki aynayı kapatabiliriz, ne dersiniz?” Tam olarak istediği şeyde buydu. “Evet lütfen” dedi. Aynanın önündeki stor perde kapanırken saçlarını kazıyacak makinenin çalışma sesini duydu arka fonda…Ve soğuk metalin ensesinde dolaşmaya başlamasıyla, başı önünde sessizce ağlamaya başladı, küçük bir çocuk gibi. Bu gerçek mi, resmen saçlarım gidiyor… tüm bu düşünceler içinde saçının kesilmesi bir iki dakika içinde bitmişti. Artık tamamen keldi, başına değen soğuk hava akımını hissedebiliyordu. Ceyda annesinin karşısında ayakta duruyordu, “Anne kendini görmeni isterdim, gerçekten çok yakıştı“, dayanamayıp annesini başından öptü, “hadi Anne, inan bana gerçekten çok iyi oldu, asma suratını ne olur…” Ceyda şefkatle elini Annesinin başında gezdirirken, bir kez daha başını öptü. Az evvel odadan çıkan berber, elinde Reyhanın yeni saçlarıyla odaya girdi. Peruğu Reyhan’ın başına en pratik şekliyle güzelce yerleştirdi, kenar kısımlardan tenine yapıştırdı, fönünü çekti, gülümseyerek, “şimdi aynayı açabiliriz” dedi. Aynanın önündeki perde kalkarken Reyhan derin bir oh çekti… Görüntü kendi saçlarından farksızdı. Kimse kafasındakinin peruk olduğunu anlamayacaktı… Başının üstündeki bu soğuk şeye, alışmalıydı o kadar…

Ceydayı çalıştığı işe bıraktıktan sonra eve dönüş yolunda arabada günün getirdiklerini tartıp düşünürken, “bir saç neler öğretirmiş meğer” , dedi kendine yüksek sesle… Bunca zaman kıymet bildiğimi sanarak yaşadım, bu da sahteymiş… Şu an hissettiğim şey bambaşka, bedenimde bana verilmiş her güzelliği onurlandırmak, bunu hiç yapmadım… Şimdi bunu kalbimin en derininde hissediyorum, bana verilmiş hediyenin farkında olup, içselleştirerek… Şükürler olsun Tanrım…

14.Bir hikayem var- Bilinçlenmek

Sorunlar veya hastalıklar bize hediyeleriyle gelir. Eğer önümüzde beliren bu hediyeden yararlanıp yaşantıma nasıl katkı sağlarım diye düşünürsek , o zaman güçlüyüz demektir. Seçim hakkı her zaman bize ait olduğundan, içinde bulunduğumuz duruma yanıt aramakla, bir şekil olanın tüm sorumluluğunu üstlenip kendi gücümüzü sahipleniriz.

Reyhan sevdiklerine sarılmanın yasak olduğu, sosyalleşme alanının daraldığı yeni, fakat geçici bir sürecin içindeydi. İlk kemoterapinin ardından, kendi şifası için gerekli adımları atmaya çoktan niyetlenip, bu benim başıma neden geldi demek yerine, ben kendim için ne yapabilirim demişti. Böylelikle olanı kabul ve teslimiyetle kendi sorumluluğunu üzerine alarak içindeki güce sahip çıkmayı seçmişti.

Artık her yeni güne aldığı nefese şükrederek uyanıyor, derin küçük bir nefes alıp Başmelek Mikailden enerjisini yükseltmeleri için destek isteyerek güne başlıyordu… Kişisel gelişimle ilgili tüm eski bilgilerini gözden geçirip, hatırladıklarını kendi yaşamına uygulamaya gayret ederken birde yeni bir şey öğreniyordu, Meleklerden yardım almak…

Dışarıdaki güneşli hava adeta onu çağırıyordu. Saatine baktı öğle yemeğine kadar kısa bir yürüyüş yapabilirim diye içinden geçirdi. Oyalanmadan giyinip dışarı çıkmaya karar verdi. Az sonra apartmanın kapısındaydı, kışın ortasında bahar tadında bir havanın içinde buldu kendini, binanın basamaklarından inerken yüzüne hafifçe değen rüzgarın hissiyle bu çok güzel dedi. Sonra Meleklerine şunu söyledi bir gün kendimi herhangi bir durum için şikayet eder bulursam, şu yaşadığım hissi ve yaşamın ne kadar değerli olduğunu, her yüzüme değen rüzgarla hatırlatın.

İç ses: Hediyeni açmaya başlamışsın,

Anlamadım, hangi hediye

İç ses : Teşhis konduğu gün nasıl panik içindeydin, senin için her şeyin sonuymuş gibi düşünmüştün. karmaşık görünen her durumun içinde bir hediye vardır.

Hala anlamıyorum desem…

İç ses : Şu anda yüzüne değen rüzgarı altın bildin, onu hazinen gördün, yaşamın hediyesi yaptın, oysa yüzüne değen hep aynı rüzgar, şimdi başka bir gözle bakıyorsun, düşünsene hep bunun kıymetiyle dolaştığını, her gün aynı hazinenin bilinciyle yaşamak… Unutuyor insan… Fakat onuda hallettin, az evvel kendini kodladın, şu anın hatırlatılmasını istedin, ne zaman yüzüne rüzgar değse bu anı hatırlayacak sağlığın ne değerli bir his olduğunu bilecek kendi merkezine döneceksin..

Evet sağlık değerli, hele yaşamak onun kıymetini bilmek dahada değerli , hediyeden kast ettiğin buysa …

İç ses : Hem evet, hem hayır hediyenin tamamını görebilmen için bu kararlılığına devam et kendi üzerinde çalış geçmişte yaşanmış öfkelerini bırak gitsin. Kırgın olduklarını affet, hafiflemeye başla… Kendini sınırlama, düşüncelerini inançlarını genişletki sevgi özgürce akabilsin, bunun için farkında olmaya niyet et her zaman…

13.Bir hikayem var- Hayat nasıl alırsan öyledir

Hiç birinin hikayesi kimseyle aynı olamaz. Her insanın kendine göre anlatacak pek çok deneyiminin olduğu gibi. Bu hikayenin başında söylenen HAYAT NASIL ALIRSAN ÖYLEDİR cümlesini doğrular. İhtimaller değişkendir. Yani bir sürü varsayımla yola çıkabilir en sonunda sadece ya biri gerçektir yada hiçbiri…

Eğer değiştiremediğimiz bir durum içindeysek ve olana direnç göstermiyorsak, o zaman kabul, teslimiyet ve sabır devreye girer.

Reyhan ilk kemoterapinin ardından, iş ve ev arasında koşturduğu düzeni tamamen bitirmek zorunda kaldı. Bir el onu alıp eve koymuş, dinlenme ve kendinle olma vakti demişti.

Sabahlığının sol kolunu hafifçe yukarı sıyırdı, derisinin altında yay gibi gerilmiş damarının üzerinde hafifçe parmaklarını gezdirdi. Günlerdir sürdüğü kremin hiç bir faydası olmamıştı. Avucunun içindeki küçük kırmızı renkli serum torbasını işaret eden hemşire, yan etkileri olabileceğinden ilacı yavaş yavaş verip kontrollü gideceğiz merak etmeyin, demişti. Kontrol de edilse, ilacı alan damar davul derisi gibi gergin duruyordu. Gerçekten kendim için yapabileceğim ne olabilir… Saçmalık dediğim her şeyi deneyebilirim. Hatta inanmasam da, meleklerle çalışmayı denemeye hazırım.

İç ses : Bunu söyleyeceğini biliyordum, her sıkıştığında böyle yapıyorsun, sonrada söylediğini unutuyorsun. Gerçekten bir şey yapmak istiyorsan kararlı ol. Önce hislerine öncelik ver, kendini kötü hissettiğinde geçiştirip görmezden gelerek bastırma, tanıyıp onurlandır. İnsan iki his arasında gider gelir. Biri SEVGİ (iyi hisler) biride EGO (korku,kaygı) iki zıtlığın arasındaki dengeyi sağlamak önemli, hangi tarafta daha çok durduğuna dikkat et…. Aradaki fark o kadar net olmasına rağmen insan alışkanlıklarından dolayı egonun tarafıyla yaşar.

SEVGİ sonsuzdur ilahidir, gerçektir, huzur, mutluluk, coşku halidir ve güvende hissettirir

EGO korkutur, panikletir, kesik kesiktir, kaygılandırır, değişkendir, insan yapımı ve sahtedir, illüzyondur.

İkisi arasındaki farkı anlayabilmen için, kaygılı, korkmuş vb… hissettiğinde kendine hemen BU SEVGİ GİBİ Mİ diye sor… Madem kendine emek vermeye karar verdin Reyhan nelere inanır bunlara bir bak. Düşünce kalıplarını keşfedip değiştir. Ailen, akrabaların, öğretmenlerin, arkadaşların onlardan neler öğrenmiş ve kendi gerçeğin yapmışsın. Hangi inançlarınla hayatına nasıl yön vermişsin, dilersen korkularını yazarak çalış, düşüncelerini kağıda aktar sonrada ister at, ister yak. Bıraktıkça hafifleyeceksin, kendini iyi hissettirecek olumlamalar yaparak kendi inançlarına şekil ver. Gerçekten neyin sana ait olmadığını keşfettikçe sonuçlarına şaşıracaksın…

Şöyle devam edelim, kanser ve kemoterapiye karşı bir bakış açısına sahipsin, bununla ilgili pek çok kaynaktan kulağına gelmiş bir sürü hikaye var, bu anlatımlar yaşayanlara göre doğrudur fakat hiç biri sana ait değildir. Sen ya bana da olursa diyerek kaygıya girer kendi senaryonu üretmeye başlarsan ve Senaryoyu ne kadar fazla hislerinle beslersen o zamanda çekim yasası devreye girer ve Evren senin gerçeğin olarak önüne sunar. Bir birine bağlı o kadar çok etkenden bahsediyorumki şimdi biraz karmaşık gelebilir, zamanla anlayacaksın. Zihninin olumsuz konuşmalarına takılma, zihninle diyaloğa girme, sen laf kalabalığını önemsemedikçe gittikçe zayıflayıp yok olacaklar. İnanç kalıplarını değiştirdikçe kolaya geçeceksin. Hatırlarsan hastanedeki kadın sana kanseri grip gibi düşün demişti, ilk başta garipsedin sonra neden olmasın dedin, çünkü iyi hissettin. Gribe karşı şöyle bir inancın var ayakta geçirilen, kimi zaman dinlenceli hafif bir durum… İşte kolayda olma hali… Pek çok kanser hastası, kendilerine grip gibi hissedin dendiğinde, bu meşakkatli hayati süreci önemsiz kılmayı hakaret gibi algılar. Durumlara esnemek, farklı şekilde bakabilmek çok değerli. Kendi dünyanın gücü ve merkezi sensin neyi düşünmeyi seçersen karşına o çıkacak…

12.Bir hikayem var- Yol şifasıyla gelir

Beşinci katta asansörden çıkan Muratla, Reyhan danışmanın hangi yönde olduğuna bakındıktan sonra, koridor boyunca yürüyüp sağ taraftaki bankoya ulaştılar. Başka bir işle meşgul olan hemşireye geliş sebeplerini açıkladıktan sonra, hemşirenin hasta kabul defterine bakmasını beklediler. Genç bayan iri siyah gözleriyle, hasta isimi yazan satırlar arasında dolandı, kuzu kıvırcığı uzun saçlarını geriye alıp, başıyla onaylarcasına buyurun, beni takip edin dedi. Muratla, Reyhanın önünden geçip karşı koridordaki ilk boş odanın önünde durdu. Siz odaya geçip bekleyin, ben yatış işlemlerini başlatayım, arada tahlillerinizde yapılır, sonrada tedavi başlar. Murat hemşire ile birlikte giderken Reyhan odaya girdi, direk karşı pencereye yöneldi, kapalı tülü eliyle araladı, görebildiği küçük aradan karşı sokağın hareketliliğini seyretti…

Doktoru kemoterapiyi yatarak almasını ön gördüğü bu ilk gün, biraz merak, heyecan ve kaygı içindeydi. Odanın içinde kapana kısılmış gibi dönüp duruyordu. Ya geri dönüşü olmayan bir şekilde bedenime zarar gelirse

iç ses: Hadi bir nefes alarak sakinle, kemoterapiyle ilgili duyduğun tüm şeyleri salıver gitsin. Herkesin kendi yolu kendi deneyimi… Eğer sürekli tedirginlik duygusunun içinde kalırsan kendine zorlu durumlar yaratırsın, kendin için kolayı seç, o zaman bilmediğin yollar açılır. Kendi yolunda kendi şifanda yürü.

Öğlen saatlerinde Ceydada onlara katılmıştı. Alınan kan tahlilleri ve çekilen kalp ekosundan sonra, odaya gelen diyetisyen doktorun ardından baş hemşirenin gelişi, gösterdikleri ilgi, alaka yapılması uygulanması gereken detaylar, Reyhanın şaşırmasına, geçici bile olsa sürecin nasıl olacağına dair kaygılarının artmasına sebep oluyordu. Daha tedavi başlamadan hareket alanı daralmıştı.

Sarılmak yok, kimseyi öpmek yok, kalabalık yerlere girmek yok eğer girilecekse maske takılmalı, her yemek öğününden evvel ağız hijyeni yapılacak ve saçları… Onun için en önemli nokta … Bu ay yada gelecek aya kadar kesilmeliki, dökülürse kendini kötü hissetmesindi. Her biri tüm ayrıntıları nasılda tatlı dille ve yumuşak anlatmıştı… Kendini yağmura yakalanmış gibi hissediyordu. Hiç etkilenmiyormuş gibi görünmesine rağmen son nokta psikoloğun odaya girişiyle oldu.

Kalem eteği, kısa ceketi şık endamıyla girdi odaya, hastanenin pisikoloğu olarak tanıttı kendini, izin isteyerek pencerenin önündeki büyük kanapeye oturdu, kısa tanışmanın ardından önce Reyhan’ın hatırını sordu ve gözlerini ayırmadan onun konuşmasını izledi. Sonra Murat ve Ceydayla devam etti. Kendilerine hastanın psikolojisinde olabilecek değişikliklerden bahsederken izleyici durumunda olan Reyhan aralarındaki konuşmadan rahatsız olmuştu . “Benim hakkımda konuşmak nasıl bu kadar kolay olabiliyor“, kadın Reyhan’ın aklından geçenleri okumuşcasına ona dönerek Bir hobiniz varmı? İlginizi çeken. Reyhan cevap vermekten kaçındı dudakları titriyordu, konuşursa ağlayacağının farkındaydı. Ceyda Annecim neden bahsetmiyorsun sen resim yapmayı seversin. “kadın beni avutmaya çalışıyor kimse farkında değil, benim kendimi kandırmak gibi bir niyetim yok…” aklından geçenlerin ardından, yorulduğunu hissetti…

Evet kızım haklı, ara ara resim yaparım,” dedi ve sakladığı ne varsa gözyaşlarıyla akmaya başladı…

iç ses : Ne kandırma ne avutma yapılıyor. Sen kendine acıyorsun. Hepside senin iyi hissetmen için bu senin psikolojin için önemli. Öneri yada yardım almaya açık ol. Ben bilirim, ben kendime yeterim dersen şu an içinde bulunduğun durumun, sana ne anlatmak istediğini kaçırırsın. Ayrıca her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, bazen yenikte hissedebilirsin. Bunu hissetmen için kendine izin vermezsen şifa kendini gerçekleştirmez. Yardım almak kabul etmenin bir çeşididir. Sen kendini ne kadar yardım almaya açarsan evrenin sana sunmak istediği tüm bollukları kendine çağırırsın. Eğer kendini çevrene kaparsan olanakları fırsatları kaçırırsın. SEÇİM senin, bir kez daha bunu kendine hatırlat .

11.Bir hikayem var – Meleklerden Yardım İstemek

Melek kelime anlamı “Mesajcı” anlamına gelir. Onlar Tanrıdan bize armağanıdırlar. Bize ilahi doğamızın sevgi ve ışık olduğunu hatırlatmak, bizleri doğru yolda tutmak için yanımızda ve yardıma hazırdırlar. Melekler ayrıca ilişkiler, sağlık, kariyer hatta parasal konularda bile bize rehberlik ederler. Onlar için isteklerin küçük yada büyük olması önemli değildir, her konuda yardım etmek onlar için bir zevktir.

Reyhan Meleklerle ilgili aldığı kitabın giriş bölümünü okuduktan sonra kitabın geri kalan bölümlerine bakmak için aceleci bir hareketle sayfalar arasında gezinirken göz ucuyla yazarın başka nelerden bahsettiğini hızlıca okumaya koyuldu. Başmelek isimleri, nasıl iletişime geçildiği, Meleklerin bıraktığı işaretler bölüm bölüm ilerlerken…

Tüyler-Bulutlar-Gökkuşağı-Bozuk paralar-Sayılar geniş puntolarla yazan paragrafı gördüğünde sayfaları çevirmeyi durdurdu.

Ne kadar çok çift sayılar gördüğünü hatırladı Reyhan, sonra alakasız yerlerde rastladığı tüyler, birde yolda yürürken bulduğu bozuk paralar… Kitaptaki bu bölümü okumaya devam ettikçe şaşırıyor dahada meraklanıyordu. Yerde bir kuruş bile görseniz eğilin ve alın diyordu yazar “Allah’ın sınırsız bereketinin size aktığını bildiren mesajdır, alın ve teşekkür edin “. Çoğumuz Melekleri kanatlı olarak tasvir ettiğimizden bunun için etrafta daha çok tüy görürüz, kimi zaman havadan süzülen kimi zaman denizin ortasında öylece duran. Pencereler kapalıyken zaman zaman çalışma odasında bulduğu tüyleri düşündü…

Madem bu kadar basit Melekleri çağırmak, yardım almak, neden şimdiye kadar ortada yoklardı. İhtiyacım olan pek çok durum oldu, vardıda benmi fark etmedim.

Her zamanki, bilindik iç sesi : Sen istersen seve seve yardıma hazırlar. Sen istemediğin sürece işine karışmazlar, özgür iradeye müdahale etme hakları yok. Yardım istedin, bunun sonrasında yanında olduklarına dair pek çok kartvizit bıraktılar sana… Tam olarak şimdi okuduğun bölümde anlatıldığı gibi. Tüyler, paralar, sayılar bunlar senin fark ettiklerin. Farkındalık önemli. Rastlantı, tesadüf diye adlandırdığında zaten anlamını yitiriyor. O zaman, bundan sonra daha iyi bakmalıyım

İç ses : Sakın derim, bakalım bu gün bana hangi mesaj gelmiş yada acaba hangisi melek mesajı diyerek dolanma, bu çok saçma ve yorucu olur. Ayırt etmeyi bileceksin… Melek mesajlarının tekrarlayıcı özelliğe sahip olduğunu anlayacaksın. Aynı sayıları görmek, sürekli tüylere rastlamak, gerçeğe yakın rüyalar görmek, bazen yanında konuşan her hangi birinden kulağına gelen bir söz kalbinin sorusuna cevap olacak, tıpkı hastanede senin başına gelen, televizyonun açık olması gibi yada bir gazetede yayınlanmış bir cümle… Yani mesajın kendisi kişiyle bağlantılı olarak kişiye özel gelir ve iyi hissettirir.

Denersem ne kaybederim… Tekrar kitabı en başından okumaya kendi için öğrenebileceği nelerin var olduğunu keşfetmeye niyet etti… Önünde uzun bir tedavi süreci vardı ve bu durumun içinden nasıl geçeceğine dair kesin bilgisi yoktu olan korkularından başka. İçinden şöyle geçirdi sadece benim bildiğim bir durum olarak kalacak

İç ses : Neden böyle düşündün.

Ben inanmazken ve açıkçası onları deniyorken, meleklerin bana yardım ettiğine kim inanır

Zamanı gelince inanacaksın sabırlı ol… Ve unutma, senin onlara olan inancına bakmaksızın sadece yardım çağrına cevap veriyorlar. Kendine güven ve onlardan her konuda yardım iste…