bir hikayem var 8

Bir yaşam yasası var.

Kişiler arasında ayırım yapmadan, geçmişinle yada hangi ırka ait olduğunla, hangi ulus veya hangi dinden olduğunla… Senin kim olduğuna aldırmadan çalışan bu yasa, sadece neyi düşündüğün ve kendini hangi inançla beslediğine bakar. Ve sana tecrübe edecek alan açar.

Ameliyatı yapan doktor, pataloji raporunu okuyup kısa bir düşünme süresi geçirdikten sonra Reyhan için gereken tedavi şeklini açıkladı. “Bana göre altı kemoterapi almanız gerekiyor.” Bu konuşmanın üzerine bir umut “kemoterapi yerine geçen ilaçlar varmış, hap olarak” dedi Reyhan, “elimizde bulunan sonuca göre ilaç çözüm değil”.

Doktor konuşmalarına kesin noktalar koyuyordu. Lakin karşısında bulunanlar anlama zorluğu yaşıyordu. Murat “sayısını düşürsek doktor bey” dedi… Ceyda gözlerinden akan yaşlara aldırmadan “lütfen bari üç tane olsun” dediğinde…

Doktor konuşmanın gidişatının hararetlenip, bir yere varmayacağını anladı; ayağa kalktı, karşısında ağlayan geç kıza “bakın bu benim yorumum, bu aşamadan sonra gideceğiniz onkolog Reyhan hanım için gereken tedaviyi zaten söyleyecektir”.

Doktor kendilerine konuşmanın sonuna gelindiğini kibarca göstermek için odanın ortasına kadar yürüdü, artık hepsi ayaktaydı ve Reyhan hariç bitmek bilmez pazarlık devam etti, ta ki doktorun odasından çıkana kadar. Sonra hepsi birden bir müddet konuşmamacasına sustular.

Saçlarım dökülecek dedi kendine, bu gerçekmi… Derin bir nefes aldı herkes bana acıyacak farkında olmadan omuzunu silkti kendine, acısınlar kabul etmekten başka çarem varmı

Yurt dışında altı aylık eğitim programına kayıt yaptırmış gitmesine az bir zaman kalmış olan Ceyda “ertelemem lazım, gidemem” diye düşündü. Arabayı kullanan Murat kendi sessizliğinde “bu sürecin içinden nasıl çıkacağız” dedi kendine. Araç köprü trafiğine girdiğinde babasının yanında oturan Can “belki gidecekleri doktor farklı konuşacak ” diyerek aklından geçirdi.

Bulantılar olacak, bir sürü yan etki, ağızda yaralar çıkacak, insanların adım atmaya hali kalmıyor

B ses: Reyhan ara versen düşüncelere, an’a gel, şu an sadece tedavinin uygulanma ve kaç tane olacağına dair durumun içindesin, sen sürecin nasıl olacağına dair senaryolara girmişsin bile, geçen akşam girdiğin internet sitesinin etkisindesin farkıdamısın…

Bilgisayarında kemoterapi sürecinin ne olduğunu, yan etkilerini anlatan bir siteye girdiği geceyi hatırladı.

Sadece merak ettim, zaten hemen kapadım fazla okumadım, kabul yazılanlar ürkütücüydü…

B ses: Ne güzel söyledin korktun yani. Bu demektirki iyi hissettirmedi. Enerjine sahip çık…

Okuduklarım yalanmı demek istiyorsun…

B Ses :Okudukların, duydukların senin gerçeğinmi ?

Anlatılan bir sürü vaka var bunları yok sayabilirmiyim…

B ses : tabiki yok sayma, ama kendi gerçeğinde yapma, şöyle düşün, iki kişi birbirinden habersiz elini aynı yerden aynı oranda yanmış olsun, sence ikisin yanık hikayesini anlatış biçimleri aynı olabilirmi… Bakış açıları durumu ele alış biçimini gösterecektir.

Peki senin bakış açın nasıl olacak, daha tedaviye başlamadan zayıf, çaresiz, zavallımı hissedeceksin, yoksa olanı olduğu gibi kabul edip bir sonraki adımın ne olduğunu bilmeden kendi gerçekliğinimi yaratacaksın. İkiside olasılık içinde seçim senin…

bir hikayem var 7

“Siz meme kanserisiniz Reyhan hanım” doktorun onu taburcu ettiği gün söylediği bu cümle ağır gelmişti kendisine… Adını ağzına almaya çekindiği, düşüncelerinden def ettiğini sandığı, onu korkutan, ona soğuk gelen kelime “KANSER” di.

Şöyle dedi bilindik ses: “Bravo artık korkmana gerek yok, bu kelimeyi kendine söyle ve kabul et. Kabul göstermediğin her durum sana kendini hatırlatır”, konuşmaya devam etti…

ÇEKİM YASASI ; Senin için çalıştı, sana hey düşüncelerine dikkat et demeden, özgür iradene karışmadan… Ve HAYIR dediğin durumu bir mıknatıs gibi üzerine çektin… Bu kadar basit işte…

“nasıl basit olduğunu bir kavrasam”

Sehpanın üzerinde duran hastane çıkışı kendine hediye gelen melek ajandasını eline aldı, parmaklarını hafifçe kapağında dolaştırdı, bir şeyler oluyordu adını koyamadığı ta ameliyat evvelinden beri, pazar akşamüstü koltukta hafif bir uykuya daldığında rüyanın ürperten etkisiyle nasıl uyandığını hatırladı, elinde kılıcıyla alnın tam ortasına dokunan güçlü kuvvetli adam “seninleyim” demişti ona. Defterin kapağını açtı içindeki kartı eline aldı, ajandayla birlikte gelen melek kartının üzerinde yazan “sana yardım ediyoruz” cümlesini bir kez daha okudu… Gülümsedi belli belirsiz, tüm bunlar garip olmasına rağmen iyi hissettiriyordu. EGO sunun devreye girdiğini fark etmeden tanıdık bir cümleyi kendine tekrar söyledi ” ya tesadüfse”.

Bilindik ses : İyi şeyler düşündüğünde, hissettiğinde, kendin için bir şeyler yapmaya karar verdiğinde seni vaz geçirmeye çalışacak tek rakibin EGO olacaktır…

İçsesin yani SEVGİ tarafın, sana iyi hissettiren pek çok şey sunar, içini ısıtan, seni yüreklendiren duygular verir, diğeri ise yani EGO tarafın seni şüpheye düşürüp endişe ve korkuda, acabalarla seni manipüle edecek, hani şu çok konuşan her hareketinin içinde olan dırdırcı yüksek ses; “Yok canım sana öyle geliyor, bu sadece tesadüf ” desede aldırma, tabiki bu başta sana kolay gelmeyecek, kararlılık ve farkındalıkla küçükde olsa bir adım atarsan, zaman içinde ne demek istediğimi anlayacaksın.

O zaman Melekler bana yardım ediyor diyebilirmiyiz ? Tüm bu durum bunumu anlatıyor?

Bilindik ses : Ben sana sadece Egoyu ve Sevgiyi tarif ettim… Kalbin bunun doğruluğunu zaten sana söyleyecektir…

bir hikayem var 6

Niyet veya dua yerine ulaştığında hiç bir güç duanızın yada niyetinizin size cevap olarak geri dönmesini engelleyemez.

Çünkü özün kendisi, kendine uzanan eli hiç bir zaman geri çevirmez.

Yeterki siz görmeyi bilin…

Reyhan için sadece bir duaydı.Bu duayla önünde açılacak kolaylıkları defalarca kontrol edecekti, kimi zaman inanmasada her defasında acaba diyecekti, en nihayetinde duanın gerçekliğini bilecekti…

Şimdi hastane odasında gireceği ameliyata hemşireler onu hazırlarken önceki gece Tanrıya ilettiği duayı çoktan unutmuştu bile.

Murat,Ceyda ve Annesiyle sabahın erken saatlerinde geldikleri hastane odasının kapısından ilk Yeşim giriyor özlemle sarılıyor Bodrumdan gelen senelerin komşusu deli dolu arkadaşına. Odanın durağan havası konuşma konuları,odakları bir anda değişiyor. Ardından Sibel geliyor arkadaşına destek vermeye iki eski dost sarılıyorlar bir müddet, duygusallığa hiç gelemeyen Murat etrafındakilere takılıp şakalaşmaya başlıyor ortamın enerjisini yükseltmek adına…

Ard arda çalan telefonlar, odaya giren çıkan hemşireler, doktorlar, narkozitörler mecbur kalmadıkça konuşmaktan kaçınan gerginliğini, korkularını saklamaya çalışan Reyhan için oldukça zorlayıcı oluyor…

-Tamam söyleyeceğim, sağol çok teşekkür ediyorum.

Murat Reyhan için cevapladığı telefonu elinde işaret ederken Zeren aradı “Meleklerin yanındaymış” dedi. Zeren de Reyhan’ın arasıra görüştüğü geçmişte kişisel gelişim seminerlerine bir iki kere birlikte gittiği eski dostuydu.

Reyhan donuk gözlerle Murat’a bakarken tepkisiz bir şekilde başını tamam manasında hareket ettirirken “hayret dalgasını geçmedi, bırakın bu işleri bile demedi, tuhaf” diye içinden geçirdi. Bu sözün üzerine düşünmesine fırsat kalmadan oda kapısında beliren kısa boylu hemşire

Reyhan için getirdiği yürüyen iskemleyi işaret ederek “sizi aşağı alalalımmı”

Murat oturduğu iskemleden ayağa kalkarak”ameliyatamı”

“Yok, küçük bir müdahale diyelim, ameliyat evveli yapılan rutin bir şey, hemen getireceğim hastanızı merak etmeyin.”

Hemşireyle birlikte asansörle aşağı inip kimi kalabalık, kimi loş koridorlardan geçtikten sonra geldikleri kattaki sol tarafta açık olan kapıdan içeriye girdiler. Hemşire Reyhan’a duvarın yanına konmuş muayene sedirini göstererek “şöyle uzanın doktor şimdi gelecek” Reyhan dışarı çıkan hemşirenin peşinden boş olan odaya bakındı ve gösterilen yere uzandı.

Buz kesmiş bedeniyle yattığı yerden odanın diğer ucundaki açık olan televizyonu fark etti. İlk önce bir şaşkınlık yaşadı. Sonrada kızgınlık. “Televizyonun işi ne burada, böyle bir hastanede nasıl bu kadar lakayt olurlar, kimse yokmu buralarda, beni böyle bekletmeye ne hakları var…” Sesini yükseltmeye karar verdiğinde, gözleri önce televizyondaki pembe bluzlu kadına takıldı, “bu bir yarışma programı“, “yok artık daha neler” ardından kadının konuşması kulağına ulaştı “BEN KANSER GEÇİRDİKTEN SONRA HAYATIMDA İKİNCİ BAHAR BAŞLADI” Bu sözle kıpırdıyamadı, adeta damarlarındaki kanı çekildi,“bu yoksa,olabilirmi”

Kapıdan giren doktor ve hemşire ile başbaşa kaldığında aklıda kalbide bir önceki sahnedeydi…

Hemşire onu odaya geri götürdüğünde duygularını saklamadan ağlamak istiyordu.Annesi yanına yanaştı sırtına elini koydu “iyimisin, bir şeymi oldu”sorusuna nasıl cevap vereceğini bilemedi. Açıklayamadı aşağıdaki sahneyi. Ağladı… “Bu sadece bir tesadüf” dedi kendine…

Aradan geçen bir saatin ardından hemşirenin söylediği gibi bir kez daha aynı kata getirildi. Az evvel göğsüne yapılan iğnelerin sonucu, renkli ilaçların memesine ve koltuk altına yayılmasını bekleyip, şimdi memedeki kitlenin durumunu daha net göreceklerdi.

Sabrı tükenmek üzereydi ve burası garip bir kattı.Hemşire bir kapının önüne bırakıvermişti onu “şimdi sizi içeri alırlar” demişti giderken.Terk edilmiş bir kat gibi hiç hareket olmayan hastane köşesindeydi, görünürde ne hemşire, ne hasta bakıcı, nede doktor vardı. Sağ çaprazında oturan yaşlı karı kocadan başka kimseler yoktu.

Duvar dibindeki Reyhan gözlerini karşısında açılmasını beklediği kapıya dikmiş yaşlı çifti görmezden gelmeye çalışıyordu, ta ki yaşlı kadın konuşana kadar,

-geçmiş olsun evladım,neyin var?

Reyhan yok saydığı çiftin tarafına dönerek kendinde olanı anlatmaya başladığında gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadı, çözülmüştü artık…

Bu sefer kadının kocası konuştu

-yok öyle suratını sallandırma sakın, daha çocuklarını everecen, torunların büyüdüğünü görecen, geçecek birşey kalmayacak…

Yattığı yerde üzerinde dönüp duran makineleri seyrederken diğer yandan asistan doktorlar memesinin üzerinde koltuk altında işaret alıyorlardı birazdan gireceği ameliyat için.

“Aklı yaşlı çiftteydi, “nasıl bir zamanlama, adamın konuşması bitti kapı açıldı, bana bir şey anlatıyor olabilirmi”.

Aklına Murat’ın söylediği geldi “meleklerin yanındaymış…”

Bu kadar tesadüf olabilirmi

bir hikayem var 5

Elindeki kağıt mendili kaçıncı kere katlayıp evirip çevirdiğinin farkında olmaksızın Doktora “mememi alabilirsiniz demişti”. Sorun tamamen çözülecekse, aklına getirip dile getirmediği durum (kemoterapi) hallolacaksa,alınabilirdi. Aklınca kendi için çözüm yaratma yoluna gitti.Sonra kendide söylediğine inanamadı bu kadarmı çabuk vazgeçecekti memesinden…

Allahtan gelmeye karar verdikleri kendi konusunda başarılı olan doktor, onun bu teklifini dikkate almadı,yüzüne kondurduğu belli belirsiz alaycı gülümsemeyle “yok öyle olmuyor, ameliyat esnasında ekibimle birlikte karar veriyoruz,belkide hiç ihtiyacınız olmayacak, boşu boşuna neden böyle bir şey yapalım”

Güzel bir şey daha söylemişti “siz şimdi yapılması gereken ameliyata karar verin, hemde bir an evvel önemli olan bu” doktorun son cümlesiyle kendine geldi.

Şu anki çözüm ameliyattı,başka bir sorun üretmek değil”

ÜZERİNDE KONTROL SAĞLAYABİLDİĞİNİZ BİR TEK ŞEY VARSA ODA O ANKİ DÜŞÜNCE BİÇİMİNİZDİR.

O ANDA DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ ŞEY, TAMAMEN SİZİN KONTROLÜNÜZ ALTINDADIR.

Hastaneye götüreceği çantasını son bir kez kontrol ettikten sonra yatak odasının ışığını kapadı, yatağına uzandı son dört gün nasıl hareketli, korkutucu, inanılmaz bir o kadarda duygusal geçmişti.Halada öyleydi…Yastığına sarıldı “bunlar gerçekmi“diye içinden geçirdi.Annesine durumu anlatırken, onu üzmemek için elinden gelen gayreti göstermeye çalıştığı anı hatırladı, komik olan Anneside onu güçlü tutmak için soğukkanlı davranmış ikisi arasında garip bir durum yaşanmıştı. Kardeşi, arkadaşları ne çok kişiyle konuşmuştu, enteresan olan hiç biri hangi doktor, hangi hastane, aman başka bir doktoradamı görünsen demedi… Bir ağız birliği vardı ” Geçecek”

Kabulde olmak.Kontrolü bırakmak, kalbine güvenmek kendi için yeni bir tutumdu, çokta iyi bilmediği kolay olmayan bir seçimdi. Elle tutulur somut bir şey değildi, korkusunuda inkar edemezdi.Nasıl olacaktı, ilk defa bilmiyordu…

Gözlerini sıkıca yumdu “korkuyorum, kabul hemde çok korkuyorum”.

TANRIM YARINKİ AMELİYATIMDA YANIMDA OL,MELEKLERİNİ YANIMA GÖNDER… dedi.

bir hikayem var 4

Araç yoluna devam ederken “Evren” Reyhanın kulağına fısıldadı her zaman seçim yapabilir ve her yaptığın seçimle yepyeni bir alana açılabilirsin…Benim çalışma sistemimde senin ne bilip bilmediğinin önemi yok, ben duygularına bakarım ben odaklandığın yeri görürüm, ben senden çıkan frekansla ilgilenirim ve en önemlisi benim için doğru yada yanlış yok.Dediğim gibi ben senden çıkan enerjiyle uyumlanırım. Kalbini dinlersen sana yolu gösterecektir.

Murat’ın ve oğlunun ilk iş gününü böyle kutlamak istemezdi şüphesiz.Bunun idrakinde olsa genede “hiç sırası değildi, ” dedi kendine taksiden inerken.Çok kısa yürüme mesafesinden sonra kolayca Murat’ın tarif ettiği adrese geldi.Asansörle iki kat yukarı çıkıp iş yerine girdiğinde daha selam vermesine fırsat kalmadan oğlu Can boynuna sıkı sıkı sarılıyor, ağlıyorlar bir müddet birlikte,oğlundan alışkın olmadığı bu davranışla önce bocalıyor ne yapacağını bilmeden; bir gayret toparlıyor kendini yaşlı gözlerle oğlunun yüzüne bakarak “geçecek”,”meraklanma sen”diyor.Sonra Murat sarılıyor Reyhana “yolumuz biraz uzun sabırlı olacağız”.Gözlerinden sessizce süzülen yaşlarla başını sallayarak onay veriyor Reyhan.

Çabasız bir hale bürünüyor içindeki “izle”sesini takip ederek.Aklına geçmişe ait seminer kayıtları geliyor bir bir

“ne kaybedersin”, diyor”önce durumu kabul et,gerisi gelir”,”teslim ol”.

Zihni “kabul etmek, bu öyle basit mi? teslim olmak ya sonra”…

“Sonra, şimdi de gerçekleşiyor tatlım. Kalbine güven”…

Kısa bir aradan sonra kızı Ceyda da iş yerine geliyor.Kapıdan içeriye sessizce süzülüyor annesine ne diyeceğini bilemeden; bildiği tek şey sağlam durması soğukkanlı olması gerektiğiydi ona yardımcı olmak istiyorsa bunu yapmalıydı…

Ceyda, Reyhanın karşısındaki iskemleye oturduktan sonra hemen konuşulması gereken konuyu açıyor başka bir doktor görmeliydi annesini; iyi bir doktor olmalıydı konusunda başarılı…

Reyhanın çalıştığı iş yerinden tek bir doktor ismi önermişlerdi oda bu ismi sundu ailesine şimdi üçünün bu konu üzerine konuşmalarını dinliyordu,hiç müdahale etmeden.İzledi kendi için en iyisinin olmasını isteyen ailesini.İlk defa kontrolden güvene geçti.

Zihni acaba iyimi dir? başka bir doktora baksak mı desede bu sese kulak vermedi.

Sadece izledi…

bir hikayem var 3

Döner kapıdan geçip sokağa çıktığında içeride kendine komutlar veren kadın şimdi umursamadan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, hemde gelen geçenin ortasında kimsenin bakışına aldırmadan bıraktı kendini küçük bir çocuk gibi. Zihni cevabını bilmediği sorular üretiyordu “nasıl kurtulacağım,ölecekmiyim yoksa”…

Uzunca bir müddet ağladıktan sonra aklına Murat geldi kocası, o bu durumu çözerdi,çantasından telefonunu çıkardı numaraları tuşladı Murat’ın sesini duyduğunda tekrar ağlamaya başladı.

Telefonunu merakla bekleyen Murat

-biyopsi dedi,sonra dedi ki…

-hiç bir şey anlamıyorum ağlama, hadi bin bir arabaya buraya gel, konuşalım etraflıca, olmadı başka bir doktora gideriz.

Reyhanı çağırıyordu,hemde bu gün itibari ile oğluyla birlikte yeni açtıkları dükkana gelmesini istiyordu…Reyhan telefonu kapadığında artık ağlamıyordu ama Murat onun duymak istediği gibi konuşmamıştı. “hadi abartma” demeliydi…Öyle ya hep büyütürdü vesvese yapardı.Muratta ona hadi iyi şeyler düşün derdi.Ama demedi…Çaresiz hissetti, bir müddet yönsüz kaldı ne yapmak istediğini bilmeden…

Karar verip taksiye bindiğinde daha sakindi, şoföre gideceği yerin adresini söyledikten sonra arabaya bindiğinden beri kendiyle konuşan sesi fark etti “Sakin ol, hadi ne biliyorsan şimdi başla”

“Yok daha neler”,”işe yararmıydı,nasıl yapacaktı” diye geçirdi içinden.

Bu şu anki gerçeği nasıl değiştirebilir dedi kendi kendine…

Altı sene evvelldi kişisel gelişim seminerleri ve bir sürü pozitif ve mistik kitapla tanışması.Kendine ve yaşama başka bir gözle bakabilme farkındalığını yakalayıp edindiği bilgilerle heyecanlanmış, bir mucize ve sihir kapısı aralanmıştı sanki onun için.Bir müddet bilginin sarhoşluğuyla ben bilirim oldu, kendindeki değişimlerin küçükte olsa faydasını gördü, elinde kontrol amaçlı tuttuğu ipler gevşedi bu gevşeme ile daha hafif hissetti. Fakat gayreti çabası sadece bilgide kaldı…Bilemedi gayret etmekle uygulamak arasındaki farkı.

Fark ettiğiyle edemediği arasında kalıp yaşama dair elinde tuttuğu kullanma klavuzunun okumaktan çok uygulamak olduğunu…İlk andaki o merak ve heyecanı zaman içinde kayboldu.Aradan geçen zamanla iyi giden ekonomik durumları değişti evleri satıldı, kocası kendi işinden ayrıldı,nerede nasıl okumalılar hangi okul daha iyi olmalı diye kafa yorduğu tüm zamanları geride bırakarak iki çocuğuda üniversiteden mezun oldu.Kendininde çalışmaya başlamasıyla yaşamı dahada mekanikleşti.

İşte şimdi taksinin arka koltuğunda oturmuş aracın penceresinden dışarıyı seyrederken ya bu sese kulak verecek yada bunu görmezden gelecek.

bir hikayem var 2

Herkes gibi onunda korkuları vardı,ana rahmine düştüğü andan itibaren yaşadığı ülkeyle, ailesiyle, çevresiyle, alıp kabul ettiği inançları vardı,evlenip çocuklarını dünyaya getirdikten sonra kaygıları daha artmıştı.

İpleri elinde tuttuğunu sandığı kontrol etmeye çalıştığı gelecek kaygısı ile her şey istediği gibi gitmeliydi…

Çocukların hangi okula gidecekleri, nasıl beslenecekleri,sağlıkları… Hasta olmamaları için her türlü önlemi alırdı,aksıran tıksıran gene onun çocukları olurdu.

İstemediği şeyleri bu kadar düşünmek yerine,istediği şeyler için zamanını harcasaydı bu gün burada kendi yarattığı gerçeğinin içinde olur muydu?

Enerjisini kendi değerine sahip çıkmak,kendini sevmek için değerlendirseydi burada olurmuydu?

Zihniyle değilde kalbinin dediklerine kulak verseydi bugün burada olurmuydu?

Edindiği pek çok bakış açısını değiştirmiş olsaydı bugün burada olurmuydu?

Açık gri duvarların hepsinde kimi büyük kimi küçük manzara tablolarının asılı durduğu mavi suni deri koltuğun üzerinde dahada çok üşüme hissi hissettiği bekleme odasındaydı, az önce mamografi ve sonografisi yapılmış tüm görüntülerin raporlanması bitince doktorun odasına bir kez daha çağrılacaktı.

(keşke Ceydayla gelmiş olsaydım niye inat ettim teklifine evet demeliydim…)

Bir gün önce kızının onunla gelme teklifini geri çevirmişti; ne gerek vardı kızı kendi için patronundan izin alacak kendini zora sokacak değmezdi… Kim için kendi için henüz kendinin değerini bilmeyen birine laf anlatmak zordur.Böyle bir alışkanlığı da yoktu zaten…Ne demiştik değerini bilmeyen talepte edemez…

Doktorun yardımcısı ona ismiyle seslendiğinde elindeki okur gibi tuttuğu dergiyi kenara bıraktı ayağa kalktı, kendinden boyca kısa olan esmer şişman kadını takip etti, koridorun solundaki açık kapının önünde durup Reyhanı içeriye buyur etti.

Odaya girdiğinde doktor önündeki raporları incelemekle meşguldü sessizliği bozmadan hemen doktorun masasının önündeki koltuğa yarım yamalak ilişti,hoşuna gitmeyen sessizlik vardı odada, gözlerini doktorun kır saçlarında, uzun ince burnunda gezinirken oradan sağ duvardaki geniş kütüphaneye irili ufaklı heykellere, köşede duran büyük süs bitkisinin üzerinde dolandırdı.

Doktor gayet soğukkanlı bir şekilde incecik tel gözlüklerini çıkardı ve konuşmaya başladı…

-Şimdi ben derimki bir biyopsi yapalım.Zaten yeni bir şeyede benzemiyor, onun için siz evinizde eşinizle konuşun ben gerekli müdahaleyi yapar bunun sonucunu daha net söyleriz. Doktor hastanın memesindeki yumrunun yeni bir hikaye olmadığının farkındaydı…

“Az önce doktorun söylediğini tekrarlıyordu zihni “biyopsi yapalım, biyopsi yapalım, biyopsi yapalım…”

“Acele etmeyin ne demek? Geç mi kaldım, bunu mu demek istedi? Her şey bitti mi yani?”

Boğazından yukarı hücum eden tüm bastırdığı duyguları, az sonra göz pınarlarından akmak üzere yola çıkmışlardı bile ama o yinede kendine komut verdi,“sakın ağlama şimdi değil,şimdi değil”

Doktor hastasının bir şeyler sormasını beklemek için bir müddet durdu… Kendisi bu durumlara öyle alışıktı ki şüpheyle buraya gelen hastaların çoğu bir umut onun ağzından başka bir şey duymak isterlerdi..Şimdi hastasına izin veriyordu duyduklarını hazmetmesi için…

Dudakları küçük bir çocuk gibi titremeye başladığında…

-Kaçıncı evre Doktor bey?“şimdi bunu sormanın ne manası var Allah’ım bu ne?”

-Büyük bir ihtimalle ikinci evrenin başındasınız, öyle gözüküyor.Siz şimdi bununla kafanızı yormayın biyopsi kararını onaylayın onlar sonra konuşulabilir…

Ne konuşulanları kavrayabiliyor nede duruma hakim olabiliyordu tek istediği oradan bir an evvel kaçmaktı “bana meme kanseriyim mi demek istiyor”